• Seda Özaltan

Berkay Hasbay Röportajı

En son güncellendiği tarih: Mar 29



Berkay Hasbay: "Bir yönetmenin - bahsi geçen yönetmen, teknik yönetmen sıfatıyla çalışmıyorsa - dramaturjiye bir dramaturg kadar hakim olması gerektiğini düşünüyorum. Dramaturji bilgisinin yanına kaliteli bir teknik donanım da yerleştiği zaman kontrol tamamen yönetmenin eline geçiyor, ki sette olması gereken de şahsıma göre budur."


Derneğimizde konuğumuz, 2017'de yaptığı 'Tel' filmi ile dünya çapında pek çok festival gezen, 2018'de tamamladığı ve birçok ünlü oyuncunun yer aldığı 'Kiracı' filmi ile deneysel-kurmaca türünde kendini gösteren genç yönetmen Berkay Hasbay. Kendisiyle festival deneyimleri, filmlerini oluşturma süreçleri, Kısa Filmin Öyküsü kitabındaki yazısı ve uğraşları konularında konuştuk. Keyifli okumalar.


KFYD adına söyleşen: Olcay Seda Özaltan


Merhaba Berkay, sohbetimize hoş geldin. Bize biraz kendinden bahseder misin?


Selamlar. Berkay Hasbay, 1995 İzmir doğumluyum. 2012 yılında lise son sınıf öğrencisiyken, Derya Efe'nin kurduğu Bornova'daki Dijital Film Atölyesi'yle sinemaya, film yapımına ilk adımımı attım. O atölyenin yeri bende halen daha çok ayrıdır. Hatta artık orada ''Kadraj Oluşturma ve Temel Film Yapımı Adımları'' hakkında bir ders de veriyorum.

Üniversiteyi İstanbul'da Işık Üniversitesi'nde okudum. Işık Üniversitesi'ne devam ettiğim yıllardan 2'sinde (2014-2016) eş zamanlı olarak Bilgi Üniversitesi'nden de 3 ders alıyordum. Bunlar Mustafa Emek Gül'ün verdiği Moving Image, Short Film Production ve Video Production dersleriydi. Bu derslerden herhangi bir not ve benzeri resmi çıkar elde etmiyordum. Tamamen gönüllü olarak, kendime ekstra bir şeyler katmak için gittiğim derslerdi. Emek Gül benim sinema hayatıma majör bir şekilde yön veren sayılı insanlardandır.


Lisans bitirme filmim 'Tel' 52 festivale gitti, 12 ödül aldı. Bu festivallerden 46'sı yurt dışı festivalleriydi. 'Tel' ile birlikte 4 ülke gezdim, sayısız insanla tanışıp dünyanın farklı yerlerinden bağlantılar oluşturdum.



'Tel'den tam bir yıl sonra 'Kiracı' adında bir deneysel-kurmaca kısa film çektim. Bu filmde artık amacım festival gezmek değil, kariyerimi şekillendirmek ve gitmek istediğim yolun ilk çizgilerini kağıda dökmekti. 'Kiracı'dan sonra artık önümü daha net görmeye başladım. 'Kiracı'da Deniz Çakır, Erol Aksoy, Suna Selen Ferhia Eyüboğlu, Özkan Ayalp, Gamze Demirbilek, Ceyda Olguner gibi oldukça deneyimli ve kariyerli insanlarla çalışma fırsatım oldu.



'Kiracı'dan bir yıl sonra bir kısa film daha yaptım. Ocak ayında dolaşıma girecek olan filmin adını şimdilik vermek istemiyorum.

Yaklaşık bir aydır da ilk uzun metraj filmimin senaryosu üzerine çalışmaktayım. Senaryoyu oyuncu arkadaşım Onat Bulut ile birlikte yazıyoruz. 2020 yılının Nisan-Mayıs aylarında çekmeyi planladığımız film için önümüzdeki aylardan itibaren fon bulma arayışı içine gireceğiz.


Kısa film yönetmenliğinin dışındaki uğraşlarından da bahseder misin kısaca? Çok yönlü bir insansın çünkü.


2016 yılında bir novella yazdım. Şu sıralar bu dosyanın çevirisi için uğraşıyorum. "Yılanın Başına Yolculuk". Önümüzdeki 1-2 yıl içinde yüksek olasılıkla bir yurt dışı yayın evinden basılacak.

Fantastik ve gizem türleri içerisinde olduğunu düşündüğüm bu kitap için gelecekte bir uyarlama film projem de var.

'Kiracı'nın setinden hemen bir hafta sonra başlayan ve iki ay süren bir televizyon reklam yönetmenliği deneyimim oldu. Dört adet televizyon reklamı çektim. Bu reklamlardan ikisinin yürütücü yapımcılığını da üstlendim.

2019 Nisan ayından başlayan bir şarkı projesine dahil oldum. Prodüktörlüğünü Gece grubu solisti Can Baydar'ın yaptığı projede şarkı sözlerini yazdım. Müziği ve vokali Gökberk Uğurlu'ya ait olan şarkımız önümüzdeki haftalarda tüm dijital platformlarda olacak.


Okullu olmanın yaptığın işlerdeki en büyük katkısı ne oluyor? Çoğu Sinema-TV vb. bölümlerden mezun kişiler, okullarının en büyük katkısının çevre/ortam olduğunu dile getiriyorlar. Hemfikir misin, yoksa bölümünün senin hayatında daha değişik bir etkisi oldu mu uğraşlarında?


Okullu olmanın kesinlikle network dışında da katkıları olduğunu düşünüyorum. ''Okullu olmak'' kalıbı belki de doğru bir tabir olmayabilir. Okumak daha yerinde bir söylem olacaktır. Sinema okumamış olsanız bile sinema hakkında okuyarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Benim sinema ile ilgili başucu kitabımın ismi ''Sight Sound Motion''. Bir yönetmenin - bahsi geçen yönetmen teknik yönetmen sıfatıyla çalışmıyorsa - dramaturjiye bir dramaturg kadar hakim olması gerektiğini düşünüyorum. Dramaturji bilgisinin yanına kaliteli bir teknik donanım da yerleştiği zaman kontrol tamamen yönetmenin eline geçiyor, ki sette olması gereken de şahsıma göre budur. Üniversite hayatım boyunca kendimi bu iki alanda elimden geldiğince geliştirmeye çabaladım. Bunu sağlayan şey okullu olmam değil, okumamdı.



Tüm bu uğraşların arasında kısa film nerede duruyor? Kaç kısa filmin var?


Aslında lise sondan itibaren, yani 17 yaşımdan itibaren kısa film çekmeye başladım. Şu an 24 yaşındayım. 7 sene içerisinde iki elin parmaklarını geçen sayıda kısa film çektim. 'Tel'den önce çektiğim tüm kısa filmler aslında 'Tel'i yazarken, çekerken düşebileceğim hataları görmemi sağlayan filmlerdi. Üniversite hayatım boyunca öğrendiğim şeyleri sürekli görsele dökmek için çabaladım. Her bilginin uygulama aşamasını denemeye gayret ettim.

Bundan yıllar sonra da kısa film çekeceğimden emin olabilirsiniz. Bu işe asla ticari bir taraftan veya uzuna giden yol bakış açısından yaklaşmıyorum. Kısa film benim ilk tutkum ve bildiğiniz gibi ilkler unutulmazdır.



2017 yılında ‘Tel’ filmini çektin. Gündemin şiddetle Suriye olduğu zamanlar… Suriye’den Türkiye’ye kaçmaya çalışan 3 kişilik bir aile dramı. Filmi nerede çektiniz, oyuncular kimler, yapım sürecini anlatır mısın biraz?


Filmi 4 farklı mekanda çektik. En büyük destek annem Serap Aksel Hasbay ve arkadaşım Nukra Taşdemir'den geldi. Tüm aşamalarda yanımdaydılar.

Sınır sahnemiz Silivri'deydi. KFYD'nin es yayınları ile ortak çalışarak yayınladığı ''Kısa Filmin Öyküsü '' kitabında, başımızdan geçen olayların birçoğunu bulabilirsiniz. Burada tekrar uzun uzun anlatmak istemiyorum fakat şunu tekrar söylemem gerekiyor: Asıl amacım ''milliyetsiz'' bir film yapmaktı. Önemli olan kaçan kişilerin milliyetleri değil onların birer birey olduklarıydı. Önümüzdeki verilere bakarak da filmde bunu bahsettiğim şekilde izleyiciye aktarabildiğimi düşünüyorum.



Maiye karakterindeki Dilan Yağız, çok güzel bir çocuk. Çocukla çalışan her yönetmene soruyorum: nasıldı çocukla çalışmak? Artıları, eksileri neler?


Dilan çok özel ve algı seviyesi üst düzeyde bir çocuk. Onunla çalışmak tahmin ettiğimden kat ve kat kolay oldu. Hatta bazı sahnelerde kurulan atmosferi ve yaşanan durumu algılayıp verdiğim oyun üzerine kendisinden kattığı oyunlar dahi oldu. Bu benim için çok şaşırtıcıydı.

Dilan'dan sonra reklamlarda pek çok çocukla çalıştım. Oradaki çocuklar ise beni oldukça zorladı. Dilan'ın değerini ve farkını aslında 'Tel'den bir yıl sonra çok daha iyi anladım.


Film, pek çok yerde gösterilmiş ve ödüller almış. Festival yolculuğu, izleyici tepkileri, ödül geceleri… Nasıllardı?


Bu aşamayı KFYD kitabından yine detaylı bir şekilde anlatmıştım. Bu aşamanın yüzeysel olarak üzerinden geçmek gerekirse şunları söyleyebilirim: 'Tel' filmini yapmadan önce bu filmin birçok festival gezeceğini biliyordum; 'Kiracı'yı yapmadan önce 'Kiracı'nın çok festival gezemeyeceğini bildiğim gibi. 'Tel'in hikayesi izleyicini seveceği ve heyecanla takip edeceği unsurlar içeriyordu.

Sadece yol ve konaklama masraflarımı karşılayan festivallere gidebildim çünkü zaten filmlerimde, benim için oldukça yüksek meblağda para harcamıştım. O sebeple katılmam gerekenden daha az sayıda festivale katılabildim.

'Tel' filmi ile 4 ülke, 8 festival gezdim ve birçok farklı kültürden, farklı bakış açısından insanla tanıştım. İlk başlarda ödülün açıklanacağı veya iki dakika sonra bir ödül konuşması yapacağımı öğrendiğim anlarda oldukça heyecanlanıyordum. Çok farklı bir hissiyattı. Özellikle bunları yurt dışında yaşadığım anlarda içim içime sığmıyordu. Farklı bir ülkede kendi ülkeni temsil etmenin ve farklı kültürden bir topluluğun önüne çıkacağını bildiğin zaman sinemanın evrenselliğini daha iyi kavrayabiliyor insan. Artık o eski heyecanımı yaşayamasam da festivaller halen benim için oldukça eğlenceli, keyif verici ve faydalı organizasyonlar.



Rusya'da oldukça enteresan bir durum yaşamıştım. Moskova'nın 500 km kuzeyindeki Perm şehrine iniş yaptım ve beni karşılayan tercüman Alex oldukça hızlı konuşuyordu, sert bir aksanı vardı. Alex ile konuşurken aslında festivalin yalnızca bir film festivali olmadığını öğrendim. LAMPA aslında sosyal bir festivaldi. Handikaplı insanlar adına birçok etkinlik düzenliyorlardı.

Forum dedikleri, bir AVM'nin üst katını kapatarak oluşturdukları alana giriş yaptık. Alex bana üzerinde Kiril alfabesi ile bir şeyler yazan bir kart ile 5-6 adet yuvarlak sticker verdi. Kartı elime aldım fakat stickerları anlamlandıramamıştım. Alex ile birlikte AVM duvarları boyunca uzanan standları gezmeye başladım. Her stant farklı bir proje üretmişti ve ben onların yanına geldiğim andan itibaren bana projelerini anlatıyorlardı. Beğendiğim projelerin duvarlarına elimdeki stickerlardan yapıştırmam ve elimdeki kartı boynuma asmam için Alex'ten bir uyarı geldi. Kartı taktım ve stickerlarımı harcamaya başladım. Bir süre standlardan ayrılarak organizasyon noktasına geçmem gerekti. Yürümem gereken mesafe AVM içerisinde yalnızca 50-60 metre kadardı. Stantlara arkamı dönüp yürümeye başladım ve bir sürü insanın ilk olarak kartıma bakıp sonra yüzüme bakıp gülümsediğini gördüm. 10 adım attıktan sonra insanlar beni durdurup fotoğraf çekilmeye başladılar. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Organizasyon alanına vardığımda tanımadığım pek çok insanla fotoğraf çekilmiştim. Buna boynumdaki kartın sebep olduğunu biliyordum fakat orada ne yazdığını bilmiyordum. Merakımı gidermek için organizasyonun başındaki Vera'nın yanına gittim. Vera, kartın üzerinde ''Expert'' yazdığını ve bu karta sahip insanların özel konuklar olduğunu söyledi. Arkama dönüp baktığımda Floransa Üniversitesi Rektörü Enrico Testi ve Avrupa Gönüllüler Birliği Başkan Yardımcısı Giulia Bordin'de de bu karttan olduğu gördüm.

Düşündüğünüzün aksine bu durumu yaşamanın beni rahatsız ettiğini söyleyebilirim. Alandaki popülaritemin bir karta bağlı olması durumunu düşündükçe soyutlandım. Ölçüsüz hiyerarşiye ve sınıf ayrımına duyduğum nefret o festivalden sonra katlanarak arttı.

Her ne olursa olsun film festivalleri, bir kısa filmci için mükemmel bir podyum. O podyumda olmak size tahmin edemeyeceğiniz kapılar açabiliyor.



2018 yılında ‘Kiracı’ filmini çektin. Oyunculardan devam edelim. Bu sefer profesyonel oyuncularla çalıştın. Biraz da profesyonel oyuncular ile çalışmaktan bahseder misin?



Ekibime ve filmde bizimle çalışan tüm oyuncu kadrosuna buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Neredeyse herkes maddi bir çıkar gözetmeden setteydi; tamamen gönülden gelerek yapılan bir işti anlayacağınız.

Profesyonellerle çalışmanın avantajları çok fazla. Devamlılık tutmakta zorlanmıyorsunuz, kendisine verilen tipi/karakteri tam anlamıyla analiz ettikleri için set esnasında çok çaba sarf etmeden anlaşabiliyorsunuz. Onların en güzel özelliği ise sürekli sorgulamaları. Akılları bir yandan yaptıkları hareketlerin, söyledikleri cümlelerin alt yapılarında. Bu da yapılan işin kalitesinin düşmesini kesinlikle engelliyor. İzleyicinin aklında mantıksal bir boşluk kalmasının önüne geçiyor.


Filmde bir apartmanın birbirinden çok farklı sakinleri, kapı önündeki hayvanların gönderilip gönderilmemesini oylamak üzere toplanıyorlar. Bir yandan yaşlı apartman yöneticisi ile çatışma yaşayan Deniz, bir yandan da kendi evinin içindeki sesi – filmin en başında duyduğumuz o “Bedeninin kiracısı, zihninin ev sahibi”ne ait sesi- dizginleme çabası içerisinde.

Hikayeyi biraz da senden dinleyebilir miyiz?


Filmi uzun uzun anlatmaktan kaçınma taraftarıyım fakat kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlar yaşarız bazen hayatımızda. 'Kiracı' da onlardan birini gösteriyor bizlere. Brecht kuramlarıyla ana akım kurmaca temellerinin birleştiği ince bir hatta ilerleyen filme toplantı sahnesini küçük düzeydeki bir otokrasinin sarsılmaya başladığı anları göstermek için monte ettim.

Farklı görünüşlerde, farklı görüşlerde 9 insanın oy kullandığı bir toplantı sahnesi... Filme bir de bu perspektiften baktığınızda kafanızdaki puzzle tamamlanacaktır veya tamamlanmaya yaklaşacaktır.



Film çekmenin ne denli zor olduğunu ancak film çekenler bilir. Seni bu süreçte en çok zorlayan aşama hangisi oluyor?


Yönetmenlik pozisyonunda artık zorlanmıyorum. Yapmam gerekenleri, onları nasıl yapacaklarımı ve karşıma çıkabilecek sorunlara getireceğim çözümleri kolayca öngörebiliyorum fakat çektiğim filmlerin yapım aşamaları beni halen daha zorluyor. Bunun sebebinin yetersiz bütçe olduğunun farkındayım fakat o noktaya çözüm getiremeyeceğimi anladığım zaman arkadaşlarımdan ve konuyla ilgili tanıdığım insanlardan destek istiyorum. Bu destek taleplerini aynı organizasyon içinde yürütmek, ve sıfırdan, büyük bir organizasyon yaratmak halen daha zorlandığım noktalardan.


Cevabı en çok merak edilen sorumuz: Filmlerinde ortalama bütçe ne kadar oluyor ve bunu nasıl finanse ediyorsun?


İnanın çok komik rakamlara filmler yapıyoruz. Harcanan parayı küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın. Bir film için 40.000 TL gerekiyorsa ve sizin elinizde 10.000 TL'niz varsa bu komik bir rakamdır. Çevrenizden destek istemek zorundasınızdır. Şanslıysanız ve benimkiler gibi arkadaşlarınız varsa aradaki 30.000 TL'nin eksiğini hiçbir şekilde hissetmezsiniz. Çektiğim son film 18.000 TL bütçeye sahipti. 'Tel'in bütçesi 12.000 TL, 'Kiracı'nın bütçesi 10.000 TL idi. Bu filmlerden 18.000 TL bütçeye sahip olan son filmin yapımcısı arkadaşım Beste Abur'du. 'Tel'de ve 'Kiracı'da Bornova Belediyesi Kültür Müdürlüğü, bütçemizin beşte birini karşıladı. Kalanını ise annem Serap Aksel Hasbay, ilkokul arkadaşım Özgür Doğuş Gözlü, annemin lise arkadaşı Hülya Görücü ve Erhan Baloğlu tamamladı.



Film çekerken seni en çok besleyen disiplin ya da uğraş vs.ler neler oluyor genelde?


Bu sorunun cevabı kocaman bir MÜZİK. Birçok alanla ilgilenmeye çalışıyorum, en azından farklı alanlarda az da olsa fikirlerim olsun istiyorum. Heykel yaptım, internet radyosu yaptım, bir novella yazdım, şiir yazıyorum kendi çapımda ve bu aralar da şarkı sözlerinin yapısına merak sararak Can Baydar ve Gökberk Uğurlu ile birlikte bir şarkı projesi içerisinde yer aldım. Her yerde şarkımızın reklamını yapıyorum sanırım :) Yakında çıkacak, dinleyin ve dinletin. Belli seviyede bir ilgi göreceğini düşünüyorum.

Müziksiz film izlemekten pek keyif almıyorum. Bir de zeka içeren ve bulmaca gibi tasarlanmış senaryolara sahip filmler fazlasıyla ilgimi çekiyor.



Yeni proje yolda mı? Yönetmenlik kariyerindeki planların neler?


Şu an oyuncu arkadaşım Onat Bulut ile birlikte ilk uzun metrajım için senaryo aşamasındayız. Önümüzdeki günlerde bu konu hakkında birkaç aşama daha alacağız.


Feyzaldığın, tarzına öykündüğün yönetmenler kimler?


Birkaç isim sayabilirim yalnızca: David Lynch, Alfonso Cuarón.


“Şunları mutlaka izlemelisiniz!” dediğin 2 yerli 2 de yabancı kısa film ismi alabilir miyiz?


Sayısız kısa film izledim yedi senedir. Aklıma kazınan ve başarılı bulduğum birkaç kısa filmi, yönetmeniyle birlikte paylaşmak istiyorum:


Cem Göksoy'dan ÖZ filmi, Gökhan Kaya'dan Ah Bir Ataş Ver filmi, François Jaros’tan Life's a Bitch filmi ve Anna Hits's elinden Ice filmi.


KFYD’den nasıl haberin oldu, derneğin çalışmalarını takip ediyor musun?


KFYD'yi sosyal medya üzerinden tanıdım ve başvuru belgelerimi ilgili e-mail adresine göndererek üye oldum. Derneğin başkanı Sidar Serdar Karakaş oldukça tecrübeli ve kısa film dünyası içinde senelerdir var olarak kısa filmcilerin sorunlarına hakim olmuş biri. Bu değerli tecrübe eşliğinde kısa zamanda oldukça büyük bir ilerleme gösteren bir yapısı var derneğin. Umuyorum ki aynı hızla ilerlemeye devam ederiz.


Yurt dışında devamlı takip ettiğin belli başlı festivaller var mı? Varsa hangi konuda cezbediyor bu festivaller seni?


Arte Mare Film Festivali, LAMPA Uluslararası Film Festivali ve Dieciminuti Film Festivali takip ettiğim festivaller.



Sosyal medyada aktif misin? Okurlarımız sana nasıl ulaşabilirler?


Facebook kullandığımı söyleyemem fakat Instagram'da elimden geldiğince aktifim. Twitter'daysa pek değilim. Herhangi bir konu hakkındaki görüşümü açıkça paylaşmayı pek sevmiyorum sanırım. Zayıf hissettiriyor.


''Inspire olmak'' kalıbını daha önce duydunuz mu bilmiyorum. Bu kalıp yapısal olarak bozuk bir Türkçe ile oluşturulmuş fakat başka bir şekilde adlandıramıyorum. Bu, Mustafa Emek Gül'den öğrendiğim en önemli şeylerden biri. Beğendiğin bir form üzerinde görseller yaratarak, o görselleri beğendiğin bir formun ögeleri haline getirerek veya bir tema ile ilgili fotoğraflara, resimlere göz gezdirerek kendine ilham kaynağı oluşturabiliyorsun. Sürekli olarak görsel bakıyorum. Kendime bir tema belirleyip çeşitli sosyal medyalarda o temanın etiketiyle paylaşılan fotoğraflara, resimlere bakarak onları zihnime alıyorum ve beklemediğim bir anda yardımıma koşuyorlar. Bana ilham kaynağı oluyorlar. İşte buna ''Inspire olmak'' deniyor. Instagram’ı günlük hayat dışında oldukça pragmatist bir şekilde kullanmaya çalışıyorum.



Instagram üzerinden @berkayhasbay kullanıcı adıyla bana ulaşabilirsiniz.


Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?


Denemeye, film yapmaya devam etmeliyiz. Mutluluk ve memnuniyet farklı kavramlardır. Yaptığımız işten mutlu olmalıyız fakat memnuniyet tehlikelidir. İlerlemenizi durdurabilir. İnsan memnun olduğu noktadan ayrılmakta zorlanır. Tüm fikirlerimi, eylemlerimi ve planlarımı bu bakış açısı üzerine oturtup bu şekilde kuvvet kazanıyorum. Dün ne yaptıysak bugün daha iyisini yapmalıyız.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese kolaylıklar dilerim.

225 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği