• Seda Özaltan

Bilal Korkut Röportajı

En son güncellendiği tarih: Mar 29



Merhaba Bilal, sohbetimize hoş geldin. Bize biraz kendinden bahseder misin?


Merhaba Seda, üniversite öğrencisiyken tiyatro ile uğraşan, son üç yılda da gönlünü sinemaya kaptırmış bir öğretmenim.


Türkçe öğretmenliği mezunusun, öğretmenliğe devam da ediyorsun galiba. Film yapma merakı nasıl doğdu? Ne zamandır film çekiyorsun?


Tiyatro yapmanın benim için zorlaştığı bir dönemde tekrar üniversite sınavına girip Mimar Sinan - STV bölümüne yerleştim. Üniversiteye kaydımı yaptım ama Mardin’de çalıştığım için okula başlayamadım, o arada ilk filmim ‘Ben Tsubasayım’ı çektim. 2016 yılıydı. Anlayacağınız meraktan ziyade bir zorunluluk olarak başladı sinema hikayem.



Kaç kısa filmin var, film yapmak hayatının neresinde yer alıyor?


2 kısa filmim ve 1 kısa belgeselim var. Sinemaya yeni başladım ve öğrenme süreci çok keyifli. Film yapmak için kendimi çok zorlamadığımı itiraf etmeliyim. Belki film yapmak değil ama sinema hayatımın her alanında.




2016 yılında ‘Ben Tsubasa’yım’ filmini çektin. Filmi nerede çektiniz, oyuncular kimler? Yapım sürecini anlatır mısın biraz?


Filmi Mardin’in bir köyünde çektik. İlk film olacağı için her şeyi minimal tuttuk. Sadece üç oyuncumuz vardı. İlyas’ı oynayan Salih benim okuldan öğrencimdi; baba karakterini canlandıran Sidar, öğretmen arkadaşımdı ve babaanneyi de halam oynadı. Yapım öncesinde çok iyi hazırlanmıştık, o yüzden filmi çekerken çok eğlendik.


Film, Marmara İletişim Kısa Film Festivali’nde en iyi özgün müzik ödülünü almış. Filmin müziklerini kim yaptı?


Filmin müziklerini Oktay Şahin yaptı. Oktay Şahin, İstanbul’da Ariya Rengîn adında müzik yapan bir grubun üyesi. Görüntü yönetmenimiz Kamuran Demir onunla daha önce çalışmış ve müziklerini çok beğenmişti. Müzik arayışındayken bir iki işi bana da dinletti ben de çok beğendim. Telefonda tanıştık. Senaryoyu anlattım, hoşuna gitti. İlk filmimiz olduğu için hiçbir ücret talebinde de bulunmadı.



Çekim mekanı, koşullar zorlu muydu? Kaç kişilik bir yapım ekibin vardı?


Çalıştığımız köy, Kalecik, film çekimlerine aşina bir köydü. Daha öncesinden birçok film çekilmişti burada. Bu durumun avantajı insanlar ne istediğinizi çabuk anlıyorlardı, dezavantajı ise her şeye para ödemek zorunda olmamızdı; eşek bulup kiralamak gibi. Eşeğe ayrı kira, getirene ayrı ve eşeğe yük yüklemeye ayrı para verdik. Köy Nusaybin’e bağlı bir köy, çekim yaptığımız zamanlarda Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı vardı. Şimdi düşünüyorum da çok tehlikeli bir süreçte filmi çekmişiz. Toplamda 11 kişiden oluşuyordu ekip.


Çocukluğunu 90’larda yaşamış olan herkes bilir Tsubasa çizgi filmini. Hatta senin dönemindeki her çocuğun hayaliydi Tsubasa gibi bir futbolcu olmak. Sonraki nesli de Ben 10 etkiledi. Sen de o dönemlerde televizyonlarda çıkan futbolcu çizgi filmlerine maruz kalmış bir erkek çocuğu olarak futbolcu olma hayali ile büyümüş olmalısın. Tsubasa İlyas sen misin ya da ne kadar sensin?


Benim Tsubasa ile ilişkim sadece ekran başındaydı ve neredeyse hayatımda hiç top oynamadım. Küçük yaşlarda çalışmaya başladım ve top oynamaya hiç zamanım olmadı. Sabahları erken kalkıp Tsubasa’yı izlemek hoşuma gidiyordu. İlk filmime senaryo düşünürken o zamanlara gittim ve dedim ki eğer ben de top oynamak isteseydim nasıl olurdu. Bu soru senaryoyu yazdıran soru oldu benim için. Haliyle İlyas ben olamayan bendim.


2017 yapımı ‘Ekmeğimi Kazanırken’ filminin fikri, senaryosu nasıl oluştu?



Birlikte tiyatro yaptığımız bir arkadaşım bana yıllar önce bir balıkçı filmi çekmek istediklerini fakat kiralık kamerayı suya düşürdükleri için hayallerinin de kamerayla birlikte battığını anlattı. Hikâyeyi dinledim ve hoşuma gitti. İsterseniz tekrar çekeriz dedim. Yönetmen abisiymiş: Mahmut Koyuncu. “Olur derse neden olmasın” dedi. “Mahmut evet derse sen oynar mısın?” diye Fevzi’ye sordum. Her ikisinden de olur alınca senaryoyu yeniden yazdım ve kısa sürede Diyarbakır’da filmi çektik.


Siyah beyaz ve hiç diyalog içermeyen bir film. Niçin böyle bir dil tercih ettin?


Asıl tema ekmeğimizi kazanırken ne kadar ileri gidebildiğimizi sorgulamaktı. Evrensel tema diyalog istemiyordu ve finaldeki kan kırmızısı daha iyi anlaşılsın diye siyah beyaz çektik.



Bir tane de belgeselin var: Bir tiyatro oyunuyla Batman’dan yola çıkıp İstanbul'a gelerek tek başına her şeyi sırtlanan, tek kişilik dev kadro bir oyuncu. Kafka’nın eserlerinden ilham aldığını belirtmişsin. Bu insanlık ve medeniyet çatışmasını nasıl ele aldın, nasıl işledin, anlatır mısın biraz?


Bahsettiğiniz oyuncunun Tuncay'ın oynadığı ‘Akademiye Bir Rapor’ oyununu izlemeye gitmiştim. Oyunu çok beğendim ve tebrik etmek için oyuncunun kulisten çıkmasını bekledim, makyajını silmeden çay demleyip ısmarladı. Çok şaşırdım az önce sahnede alkışladığım kişi bana çay demlemişti. Hikayesini dinledim ve ayrılırken bana anlattığı hikayeden daha çok etkilendiğimi fark ettim. Oynadığı oyunun yazarı Kafka’ydı. Kafka, bir maymunun eğitim alarak insan gibi davranmasının raporunu yazmıştı. Ben de bu oyunu oynayan oyuncuyu raporlamak istedim ve ortaya ‘Akademi İki Rapor’ belgeseli çıktı.




Film çekmek biraz deli işi :) Seni bu süreçte en çok zorlayan aşama hangisi oluyor?


Film çekmek elbette deli işi ama beni asıl delirten film bittikten sonraki kısım. Filmi festivallere göndermek film yapmaktan daha zor. Ben bu süreçlerden erkenden bıktığım için son filmi hiçbir yere göndermeden YouTube’a yükledim. Burada da sıkıntı şu; festival dolaşmayan filmden kimsenin haberi olmuyor ve o film izleyici bulamıyor.


En çok merak edilen soru: Filmlerinde ortalama bütçe ne kadar oluyor ve bunu nasıl finanse ediyorsun?


Çok para harcamıyorum. Üç filmin ortalaması beş bin. Kendim çalıştığım için de ben karşılıyorum bütçeyi.



Sence başarılı bir kısa film neleri, nasıl içermeli?


Anlatmak istediğini anlatabilen film benim için başarılı filmdir. Hikayenin ihtiyaç duyduğu her şeyi kafi miktarda barındırmalı; ne fazla ne de az.


Film için kendini beslediğin alanlar hangileri? “Şunu bilmiyor olsaydım, bu fikir/film asla ortaya çıkmazdı” diyebileceğin bir durum oldu mu?


Ben edebiyatı seviyorum ve bunun beni beslediğini hissediyorum. Bir zamanlar tiyatro yapmış olmasaydım sinemada asla bir şey yapamayacağımı rahatlıkla söylemeliyim.


Bir sonraki projenin hazırlıkları var mı? Süreç başladı mı?


Orta metraj bir film için senaryoya oturacağım eylülde. Uzun zamandır zihnimde oynayıp duruyor film, umarım izlediğime yakın bir şey izlettirebilirim.


Kendine örnek aldığın, “Üslubum şuna yakın olsa ne süper olur” dediğin filmler neler?


Eylülde yazmayı planladığım senaryo biraz Martin Scorsese işi gibi olsun istiyorum.


“Şunları mutlaka izlemelisiniz!” dediğin 2 yerli 2 de yabancı kısa film ismi alabilir miyiz?


Oktopodi (2007) birden çok yönetmeni vardı. Bağışlasınlar adlarını hatırlamıyorum.

Eşek Arısı (Wasp) yönetmen Andrea Arnold

Pantor (Pantolon) yönetmen Tahsin Özmen

Hêk (Yumurta) yönetmen Muaz Güneş


KFYD’den nasıl haberin oldu, derneğin çalışmalarını takip ediyor musun?


Sosyal medyadan gördüm. Derneğin çalışmalarını takip etmeye çalışıyorum.


Türkiye’de kısa filmin yeri için neler söyleyebilirsin? Asıl hak ettiği yere ulaşması için neler yapılabilir?


Son zamanlarda bazı iyi gelişmeler oldu, derneğin de etkisi fazla tabi bu süreçte. Bence önce kısa film algısı değişmeli; kısa film uzuna giden bir çıraklık dönemi değildir. Başlı başına bir parçası sinemanın. Uzun metraj film yapanların, arada kısa film de yapmaları algı değişimine yardımcı olabilir. Profesyonel olan işler para kazandırmalı, kısa filmin para kazandırmasını sağlamalıyız. Festivaller telif ödemeli, sinemalar gösterim şansı tanımalı vs.



Sosyal medyada aktif misin? Okurlarımız sana nasıl ulaşabilirler?


Instagram kullanıyorum ve kendimi eğlendirdiğim YouTube kanalım var. İsteyen herkes buralardan çok kolay ulaşabilir.



Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?


Çok teşekkür ediyorum, hikayemi baştan sona bana tekrar yaşattınız sorularınızla.

179 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği