• Seda Özaltan

Eldar Bora Röportajı

En son güncellendiği tarih: Mar 29


Merhaba Eldar, söyleşimize hoş geldin. Seni biraz tanıyabilir miyiz?


Merhaba sevgili Seda, bu fırsatı bana verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

Ben İran’ın Güney Azerbaycan eyaletinin, Tebriz şehrinde sanatçı bir ailede doğdum, annem atlas İranlı bir sinema oyuncusu, babam yaşar heykeltıraş ve ressam, küçük kardeşim Babek ise müzisyen; senfonide çalıyor ve kendi müzik gurubu var. 11 yıla aşkın bir süredir Türkiye’de, Güney Azerbaycan ve Avrupa’da sinema ve TV alanlarında faaliyet göstermekteyim.


Ne zamandır kısa film çekiyorsun? Film yapmaya dair ilgin nereden geliyor?


Ailem bu konuda çok destek oldu bana. 8 yaşındayken annem beni setlere götürürdü. Bir gün bir tiyatro oyununa gittik, müzikal bir çalışmaydı hatırladığım kadarıyla, orada zorla beni sahneye çıkarttılar, hiç unutmuyorum, hemen indirdiler. “Bundan bi’ cacık olmaz” dedi yönetmen :) Sonrasında birkaç kısa filmde oyuncu olarak yer aldım ve yavaş yavaş iş aşkı doğdu bende. Kamera arkasına geçme konusuna gelince… Çocukken bile çok fikirleri olan biriydim. Çekimlerde oyuncular birbirleri ile muhabbet ederlerdi; oyunculuk tartışırlardı falan. Fakat ben her zaman ya kameramanın yanında ya yazarın yanında ya da yönetmenin yanındaydım. Bir gün, proje olmadığı bir dönemde, yönetmen hocamı aradım, 11-12 yaşlarındaydım sanırım, “hocam film varsa beni unutmayın lütfen” dedim, o da bana şöyle dedi, “Eldar sana bir şey diyeceğim ama anlar mısın anlamaz mısın bilemem!” Ben çocuğum ya hemen boğazım düğümlendi tabii, çünkü direkt şunu hayal ettim ‘Bu adam beni kovacak.’ Hocam dedi ki “Eldar, sen seçilen değil, seçen olmalısın.” Güzel bir şey dediğini anladım ama ne dediği konusunda hiçbir fikrim yoktu. İşte o yıllarda hocamın da destekleri ile ilk VHS kaset kameralardan bulduk bir tane ve ‘Solan Goncalar’ adlı kısa filmimi çektim. Aynı film birkaç yıl sonra uluslararası Shoom Film Festivalinde finale kaldı. Gümüş Ayı ve Asian Pacific Screen ödüllerini alan değerli hocam Reza Naji’yi de unutmamak gerek, ondan da çok şey öğrendim. Destekleri, ilk adımım için çok önemli rol oynamıştır.



Kısa film yönetmenliğinden başka uğraşlarında var. Video klipler çekiyorsun mesela. Kaç tane video klip çektin, daha çok hangi şarkıcılarla çalıştın?



Şimdi bu konu aslında şöyle, piyasa dünya genelinde kapitalist bir sisteme dayalı, bu yüzden her istediğimiz filmi çekemiyoruz maalesef, çünkü bazı ekipmana, ekibe ve tabii ki de çoklu izinlere ihtiyacımız var. Bunların hepsi için PARA lazım! Bizi dizilere götüren yok :) Bu parayı bir yerden denkleştirip hayalimizi gerçekleştirmemiz gerek. Bunun da en kolay yolu, çizginden ayrılmadan aynı sektörden reklamlar, klipler, sosyal medya çekimleri için projeler alıp o maddi boşluğu o şekilde doldurmaya çalışmak diyebiliriz. Hangi ülkeden hangi sanatçı ya da reklam firması olursa olsun, siyasi anlamda Türk’e ve Türklüğe karşı olmayan her projeyi çekiyorum.


Video klip yönetmenliği ile kısa film yönetmenliğinin birbirini besleyen ve birbirinden tamamen ayrışan noktaları neler oluyor?


Büyük farklar var; geliştirme, pre-production, production, post production, dağıtım, yani başlangıç sürecinden bitimine kadarki sürecin neredeyse tamamına kadar farklılıklar var. Fakat bunlardan en önemlileri dekupaj, mizansen, ses, tasarım ve uygulama, çünkü bir projede en önemli etkenlerden birisi kısa zaman diliminde çekilecek olan projeyi -şarkıyı ya da reklamı- anlatabilmektir.


Yenilerde bir kitap da yazdın, bu konuda çok da heyecanlısın. Kutlu Yayınevi’nden çıkan kitabının ismi 35mm ve Öncesi Sinema. Ne var 35mm Öncesi ve Sinema’da?



Bu kitap için çok uğraştım; iki buçuk yıllık emeğim var. Araştırmak ve derlemek çok zamanımı aldı. Bir ara bırakır gibi oldum fakat bu kitabın bir Türk’ün yazması benim için çok önemliydi ve yazdım.


Yalan tarih yok. Lumiere kardeşler filmin temelini attı diyerek Max ve Emile Skladanowsky kardeşleri anlatmamak sinema tarihine ihanettir diye düşünüyorum, bu yüzden 35mm ve Öncesi Sinema’da GERÇEKLER VAR…



İran’da da basılacak galiba kitap. Okuyuculardan gelen yorumlar nasıl?


Satışlar iyi gidiyor. Yoğunluktan takip edemiyorum pek. Biliyorsun ülke ülke çekimlerle uğraşıyorum fakat aldığım tepkiler çoğunlukla olumlu yönde. Amazon üzerinden ve Avrupa kitap üzerinden de dünya genelinde satışı başladı. İran’dan yayın hakları istendi ki bu benim için çok önemli. Biliyorsun İran sineması dünya sinema piyasasının önemli bir yerinde. Şu an anlaşma aşamasındayız ve tercüme süreci sürmekte. 2020’ye kadar sanırım bu süreç bitmiş olur ve İran’daki okuyucularımızla da buluşuruz.


‘Dönüş’ (2019) filminden bahsedelim biraz. Bilim kurgu, Türkiye’de çok da yapılan bir tür değil. Sen nasıl karar verdin böyle bir film yapmaya?


Ben her zaman farklı olma peşindeydim. Alternatif sinema ya da bilim kurgu Türkiye’de yapılmayan türlerdir. Ben bu filmi yapmadan önce de Türkiye’de ilk kez bilim kurgu filmi çeken kişiydim ancak o denemeydi diye tecrübelerimin arasında rafa kaldırdım. Bu ülkede bazı yönetmenler sigara içen adamı iki saat dağdan indiremezken ben galakside uzay gemileri patlatmaya çalışıyordum! Dalga geçiyorlardı, olmaz yapamazsın, burası Türkiye deyip Türk halkının şuuruna hakaret ediyorlardı! Ben buna direndim ve alternatif Sinema ve bilim kurguya yöneldim. Uzay bilimlerine duyduğum ilginin payı da vardı elbet. Çok denemeler yaptık fakat o tadı alamadım, (çok büyük paralar ve zaman kaybettim). Ta ki 2018 sonlarında ‘Dönüş’ü çekmeye karar verene kadar. Yapım süreci 4 ayımızı aldı; zor şartlarda, aç susuz çektik. Peki, sonuçtan razı mıyım, hayır değilim aslında çünkü daha güzel ve kaliteli olabilirdi. Türkiye’deki bazı festivallerindeki şaibeler nedeni ile ve birkaç festivalden aldığım hakaret düzeyindeki davranışlar ve ırkçılıkları nedeni ile artık Türkiye’de rekabet etmemeye karar verdim. Buna rağmen ‘Dönüş’ filmimiz, derneğimiz tarafından düzenlenen II. Türkiye Kısa Film Seçkisinde ilk 40’a girdi. Las Vegas Global Film Convention, İtalya Cefalu Film Festival, Kıbrıs Sinevizyon Uluslararası Kısa Film Festivali, Hindistan’ın en büyük film festivali olan Dadasaheb Phalke International Film Festival, Hollanda Mozi Motion Film Festival, İngiltere Firts-Filmmaker Film Festival, London Lift-Off Sessions gibi önemli festivallerde rekabet ettik. Süreç devam ediyor.


Filmdeki holografik ekranı özellikle beğendiğimi söylemeliyim. Kim yaptı görsel efektleri?


Teşekkür ederim, filmimi izlemen benim için gururdur; hele hele senin gibi değerli meslektaşlarımdan güzel şeyler duymak şu aralar çok zor oldu maalesef.

Görsel efektler, sinematografi tamamen bana ait.



Bilim kurgu yapmaya devam mı edeceksin yoksa başka türde filmlerde de görecek miyiz adını?


Bilim kurgu ile adımı başlattım, bilim kurgu ile yaşayacağım, bilim kurgu ile öleceğim :) Şaka bir yana, alternatif sinema da yapabilirim ama bilim kurgu ve fantastik alanlarında ilerlemek istiyorum. Çünkü hedefim Hollywood ve ben daha oyuna başlamadım bile. Kısa zamanda ne demek istediğimi anlayacaksın!


Film yapmak baştan sona zahmetli bir iş. Seni bu süreçte en çok zorlayan aşama hangisi oluyor?


İnsanların ikiyüzlülüğü.


En çok merak edilen soruyu soruyorum: ‘Dönüş’ filmi kaça mal oldu ve bütçeyi nasıl finanse ettin?



200 dolarla çektim, evet yanlış duymadın, 200 dolar! 1500-2000 TL ile çektik bu filmi ve 3 ülkeden kadroyla! Bana güvenen öğrencilerim ve ekibimle çektik. Bir telefon ile “Eldar sana sektörde güvenimiz sonsuz,” diyen Taylan Erler gibi ustalarla çektik.

Gururluyum bu kadar insanların güvenine nail olabildiğim için…


Yenilerde bir film çekiyorsun galiba? Hangi aşamadasın şu anda? Filmi ne zaman izleyebileceğiz?


Evet, çalışmalara başladık. Çekim aşamasına daha var. Geliştirme aşamasındayım şu an. Rusya, Azerbaycan ve İran ile görüşmelerdeyim. Bu defa ortalığı karıştıracağız sanırım.


Okurlarımıza önerebileceğin, her izlediğinde seni yeniden etkileyen 2 yerli 2 de yabancı film ismi alabilir miyiz?


Yerli filmleri maalesef izleyemiyorum, bu yüzden izniniz olursa yönetmenlik açısından çok değerli eserler olduğunu düşündüğüm birkaç yabancı film önermek isterim:

2001: A Space Odyssey, Prometheus, Covenant, The Expanse (dizi), The 100 (dizi), The SPY (dizi), Enter the Void, Interstellar, Srpski film.


Kısa film olarak da Unum, Icarus ve Tierra y pan.



Son yıllarda izlediğin ve “Şunu ben yapmış olmayı çok isterdim” diyebileceğin bir film var mı?


The Expanse (dizi), The 100 (dizi).


KFYD’den nasıl haberdar oldun? Derneğin çalışmalarını takip ediyor musun?


KFYD’nin ilk üyelerinden biriyim ben, sosyal medya üzerinden eklemişlerdi diye hatırlıyorum ve katılım şartlarını öğrenip başvurmuştum ben de. Yenice kurulmuştu o aralar, katı kuralları da vardı; birkaç ödül almış olma vs. gibi. Başvurduk ve sağ olsunlar kabul ettiler. Yerli, yabancı pek çok sinema derneği üyesiyim ben fakat KFYD’nin ayrı bir yeri var. Bunun bir sebebi dernek başkanı Sidar Serdar Karakaş’tır, bir de sizin gibi dostlarımızla aynı çatı altında olmak, iletişimde olmak. Derneğin para almaktan çok bir şeyler yapmaya çalışması gibi önemli etkenler benim için bu derneğin önemini daha da fazla yapmakta.


Sosyal medyada aktif misin, okuyucularımız sana nasıl ulaşabilirler?


Evet, Facebook’ta asistanımda olan birkaç sayfamız var, oradan ulaşabilirler veya çok önemli ve acil ise Instagram üzerinden direkt benimle iletişime kurabilirler. Google üzerinden Eldar Bora diye aratarak yazılarıma, makalelerime, kitaplarıma ve filmlerime ulaşabilirler. Kendi topluluğumuzun internet sitesinden de (International Cinema Community) irtibat kurmak mümkün.


Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?



Eğer sinema ve insaniyet bir arada yaşayamıyorsa, BIRAKIN SİNEMA ÖLSÜN…

0 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği