• Seda Özaltan

Emre Yapıcı Röportajı

En son güncellendiği tarih: May 18


Emre Yapıcı: "Tüm kısa filmlerimde storyboard hazırlıyorum. Sette neyi ne zaman ve nasıl çekeceğinizi bilmek büyük kolaylık sağlıyor."


KFYD bu kez, korku türünde yaptığı kısa filmlerle bilinen genç üyelerimizden Emre Yapıcı ile söyleşti.

KFYD adına söyleşen: Olcay Seda Özaltan


Merhaba Emre, sohbetimize hoş geldin. Derneğimizin genç üyelerindensin: 2000 doğumlusun. Sinema okuyorsun. Nasıl başladı sinema ile ilişkin, film yapmaya ne zaman karar verdin, okullu olmak nasıl biraz anlatır mısın?


Merhabalar hoş buldum. Öncelikle sinemaya olan ilgim ve hevesimde babamın büyük payı var diyebilirim. Özellikle korku sinemasına. Babam (Necmi Yapıcı) oyuncu olmasının yanı sıra, yönetmenlere ve filmlere özel bir ilgi besliyordu. Ben 6-7 yaşlarındayken dijital platforma geçmeden önce evimizde 3000’e yakın DVD’miz vardı. Birçok sinema klasiğini içinde barındıran bu arşiv, filmleri ve sinemayı sevmemi sağladı. Birlikte küçüklüğümden beri bolca film izleyerek sonraki yıllarımda sinemaya olan heyecanım hiç kaybetmeyip bu alanda devam etmek istedim ve lisede ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi’nde Sinema Televizyon bölümünde okudum. Teorik bilgimin çoğunun oradan geldiğini söyleyebilirim. Tabii sonrasında 'Yüksek Doz' kısa filmim sayesinde Bahçeşehir Üniversitesi’nden tam burs aldım. Okumaya devam ediyorum. Okullu olmanın teorik anlamda değerli katkıları oluyor fakat her zaman sinemanın usta çırak işi olduğunu düşünüyorum. Bol bol izlemezsen, yazmazsan ve film yapmazsan okulun pek bir anlamı olduğunu sanmıyorum doğrusu…



İlk filmini 2017 yılında lise öğrencisiyken çektin. Aynı yıl bir de ‘Closet’ isimli filmin var. Filme az sonra biraz daha detaylı gireceğim ancak belirli bir tür üzerine yoğunlaştığını görüyorum: korku/gerilim. Tür sineması ile ilgilenen çok kişi yok ülkemizde. Seni bu yola ne soktu, farklı türler deneyecek misin yoksa yolun belli mi?


İlk sorunuzun cevabında da söylediğim gibi babamın sinema düşkünlüğü konusuna tekrar değinmem gerekecek. Bahsettiğim bu dev DVD arşivinde, sınırsız sayıda kült korku filmi ve gerilim filmleri de barınıyordu. O zamanlar yaşım epey küçük olduğundan ötürü babam korku filmlerini kapalı bir dolapta tutuyordu. Bazen o dolapla uzun uzun bakışırdık. Hatta sırf DVD’lerin kapaklarına bakmak için bile yalvardığımı hatırlıyorum. Daha sonra merakıma yenik düşüp, aşırıya kaçan zorlamalarım sayesinde babama John Carpenter’ın 'Halloween' başyapıtını açtırdım. Tabii ki gece uyuyamamıştım fakat çok etkilenmiştim. Bir daha asla korku filmi izlemeyeceğim derken birkaç gün sonra 'Elm Sokağı Kabusu’nu izlerken buldum kendimi. Yaklaşık 5 yıl uyku problemlerim oldu. Yine de kendime engel olamayıp izlemeye devam ediyordum çünkü aynı zamanda çok keyif alıyordum.



Sonunda uyku problemlerim yok oldu. Sadece zevk ve eğlence kaldı. Sinema yapmaya başladığımda da kısa korku filmleri yapmak istediğime emindim. Öncelikle Kısa film yapmak için gerekli motivasyonu David F. Sandberg’den aldığımı düşünüyorum. DSLR kamerası ve İkea’dan aldığı LED ışıkları kullanarak hatta eşini de filminde oynatarak 3 dakikalık 'Lights Out' kısa filmini ortaya çıkartmıştı. Film, Youtube üzerinden çok tutunca Hollywood, Sandberg’e anında kapılarını aralamıştı. 16 yaşındayken bu güzel başarı öyküsü çok tatlı gelmişti bana.


Şimdilik korku filmi yapmaya devam edeceğim. İsteğim bu yönde fakat asla korku dışında bir şey çekmem demiyorum. Sıradaki kısa filmim de korku olacak. Çok sevdiğim korku edebiyatı yazarı H.P. Lovecraft’tan esinlendiğim, kendi içinde bir tür olmuş ‘’Lovecraftian film’’ dediğimiz kısa bir korku daha yapacağım. Hatta çekimlere iki hafta kala ülkemize de vuran salgın bizi ciddi şekilde üzdü ve seti iptal ettik. Son olarak korku türü ülkemizde çok yalnız bir tür. Cinli filmlerden falan bahsetmek istemiyorum. İnsanlar ön yargılarını yavaş yavaş kırmaya başlıyor, güzel gelişmeler oluyor fakat bizde hiçbir zaman büyük bir festival ruhu olmayacağını düşünüyorum. Tür filmleriyle uğraşanlar hak ettikleri değeri kolay kolay bulamayacaklar ve uluslararası festivallerde umut aramaya devam edecekler.



Closet’ filminde genç bir kadının istençli bebek düşürme hikayesini izliyoruz. Senden hemen önce de Onur Doğan ile röportaj yapmıştım. Filmi izleme şansın oldu mu bilmiyorum ama Onur’un da ‘Reddedilen’ (2019) filmi, senin ‘Closet’te işlediğin istençli çocuk düşürme sahnesi ile başlıyor. Erkeklerin bu kadınsal meseleye takılıp bununla ilgili film yapması biz kadınlara ilginç geliyor; merak ediyoruz: Nedir sizi bu konuyu irdelemeye bu kadar iten?


Reddedilen’i izledim. Onur Doğan ile büyük bir kavga ettik. Resmen filmimi çalmıştı. Şaka yapıyorum tabii ki. Kendisiyle birkaç senedir iletişim halindeyiz. Ara sıra yazışıyoruz projelerimizden bahsediyoruz. Closet’i izlettiğimde ‘’Aaa benim çekeceğim filme çok benziyor’’ demişti. İçerik olarak çok farklı filmler tabii ki. Doğrusunu söylemek gerekirse düşük bütçeli kaliteli bir korku filmi yapma peşindeydim. Çok sevdiğim korku filmi yönetmeni Can Evrenol, filmin posterini Instagram hesabında post olarak paylaşacak kadar sevmiş olsa da bu film benim için bir deneme kısasıydı. 'Closet’i yapmadan hemen önce haberleri araştırırken birçok liseli kızın düşük yapıp fetüsleri klozete attığını okuyordum. Etkileyici gelmişti bana. Buna uygun bir hikaye geliştirip filmi hayata geçirmiştim. Yaşadığım bir trajik olaydan veya bu konuyu fazla irdelediğimden yaptığım bir film değildi aslında :)



Onur’un filminde, günümüze hiç uymayan gayet ilkel bir yöntem olan örgü şişi kullanılmıştı. Sende de bir “iksir” var. Çikolatalı süt görünümünde bir içecek. Kadın karakter neden gidip tıbbi yollarla son verdirmiyor gebeliğine de böyle bir “iksir” ile halletmeye çalışıyor işini? Her iİki filmde de bu kadınlar bu işi halletmeye çalışırlarken tek başlarınalar üstelik. Halbuki bu filmlerdeki kadınların yaşadıkları evlerden anlıyoruz ki bu kadınlar gidip sağlıklı bir şekilde kürtaj olabilecek maddi güce sahip kadınlar. Bir de yine her iki filmde bu bebeklerin bir şekilde “dönüş”ü söz konusu. Üstelik rahatsız edici bir dönüş bu.

Erkeklerin kadınlara bakış açısı gerçekten ilginç…



Onur’un filmi hakkında bir şey diyemeyeceğim fakat ben henüz reşit olmamış 16 yaşındaki Elis Sezgin’i oynatmıştım. Bu da bizi şuna itiyor: Maddi durumu olsa dahi kızın başına gelen talihsizliği ailesine söyleyecek gücü olmayabilir. Gerçek ameliyatı kaldıramayacak bir psikoloji ve utanç içinde olabilir. İnsanları rahatsız etmeye bayılıyorum ben. Haliyle rahatsız edici bir dönüş olması en büyük isteklerimden biriydi. Ayrıca filmi sıfır liraya finanse ettiğimden, kızın içtiği ilaç gerçekten çikolatalı süttü.


Filmin sonunda kadın, “iksir”i içmeden hemen önceki zamana dönüyor. Tüm bunlardan sonra kadına bir “şans” daha verilmiş gibi yani. Filmin başında kadının uyandığı sahnedeki gözlere yakın çekime yeniden geliyoruz. O sahnede kadın, içeceği içtikten sonra uyanıyordu ama filmin sonundaki yakın çekim gözler sahnesinde içecek henüz içilmemiş. Hepsi bir kabusmuş gibi. O içeceği içecek mi içmeyecek mi bilmiyoruz.



Belki de içse neler olacağını görüyordur ya.. Bu seferlik her insan şansı hak eder diyelim. Filmlerimde artık sona kalan bakire kız bile kurtulamıyor.


2019’da yaptığın kısacık bir filmin var: ‘Takıntı’. Yine bir “haunting” söz konusu :) Filmde çok beğendiğim bir geçiş var: Erkek karakter duş almadan önce salonda otururken ekranın sağ alt köşesinden bir buhar yayılıyor ve ardından duş sahnesine geçiyoruz (ek bilgi - tüm filmlerinde mutlaka duş sahneleri var). Sahneler arası geçişleri nasıl oluşturuyorsun? Storyboard kullanıyor musun?



Tüm kısa filmlerimde storyboard hazırlıyorum. Sette neyi ne zaman ve nasıl çekeceğinizi bilmek büyük kolaylık sağlıyor. Takıntı filminde çöp adamlardan çizdiğim bir storyboard yapmıştım. Daha büyük projelerimde ise grafik tasarım okuyan arkadaşlarımdan destek alıyorum. Dolayısıyla geçişleri kafamda önceden tasarlıyorum sahneler arası uyumları gözden geçiriyorum. Tabii izlediğim, okuduğum şeylerden aldığım referanslar da illa ki oluyordur. Sonrasında da storyboarda aktarıyorum. Filmlerim genelde evde geçtiğinden ötürü farklı mekanlar kullanmak gerekiyor. Duş sahnelerinin de kaliteli, estetik bir yapı kattığını düşünüyorum evde geçen filmlere.


Bir filmi oluştururken seni en çok zorlayan aşama hangisi oluyor? Takıldığın ya da zorlandığın yerlerde bu sıkıntıları nasıl aşıyorsun?


Doğrusu ilk filmimdeki talihsizliklerden sonra aklımı başıma toplayıp her zaman iyi bir ön hazırlık süreci geçirdiğim için pek zorlandığımı söyleyemem ancak yeni çekeceğim filmin senaryosuna kafayı taktığım için aylarca revize ettim ve gerçekten zorlu bir süreçti. Galiba senaryo kısmında bazı zorlu süreçlerden geçiyorum. Bunların üstesinden gelmek için de fikrine güvendiğim insanlara revizelerimi gönderiyorum, fikirlerini alıyorum. Tabii bunların yanı sıra her sinemacının zorluk çektiği bütçe denkleştirmesi benim de peşimi bırakmıyor.



Gelelim 2018 yapımı filmine: ‘Yüksek Doz’. Black Mirror bölümü gibi :) Bir grup ergen evde toplaşmış “iDoser” ile tanışıyorlar. Filmde senin kullandığın replikten alıntı ile “Bir nevi dijital uyuşturucu gibi bir şey” bu i-doser. 4 erkekten oluşan grubun içerisinde kısa çöpü çeken, tabii ki içlerinde en çok tereddüt eden kişi olan siyah tişörtlü Ali. Yanındaki arkadaşları “korkak, tavuk musun oğlum sen” gibi ifadelerle aslında bir çeşit akran zorbalığında bulunuyorlar. Kendisinin yapmak istemediği bir şeyi yaptırmak için “erkeksi” gazlamalarla, ilk olma konusunda onu ikna etmeye çalışıyorlar. Sonunda ikna olan Ali’ye “Cehennemin Kapıları”na açılan “Yüksek Doz”u veriyorlar. Elbette işler umulduğu gibi gitmiyor.

Ali karakterinin oyunculuğunu beğendiğimi söylemeliyim. Nasıl çalıştınız jest ve mimiklere?



Oyuncu seçiminde çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Okulumda (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi) tiyatro bölümünden arkadaşlarımı kullanmıştım. Hepsi çok yakın arkadaşım. Daha senaryoyu yazmadan önce aklımda belirmişlerdi. Düzenli olarak okuma provalarımızı yaptık. Çokça buluşup film hakkında konuştuk. Korku filmlerinde doğal olmanın önemini entegre etmeye çalıştım ve bence ortaya çıkan sonuçtan herkes memnun kaldı. Ali (Emir Taha Sarı), gerçekten çok yetenekli bir oyuncu. Ne istediğinizi hemen anlıyor ve prova kayıt bile yapmaya gerek kalmıyor. İstediğinizi kısa sürede verebilen bir oyuncu.

Cevabı çok merak edilen bütçe sorusunu soruyorum: ‘Yüksek Doz’ filmi kaça mal oldu ve bütçeyi nasıl finanse ettiniz?


Filmin bütçesi her şeyiyle 5000TL. Ailemin desteği olsun, sevenlerimiz olsun, herkes güçlerini birleştirdi diyebilirim. Altını çizmem gerekirse, görüntü yönetmenimiz Doğaç Tuncel’in katkıları unutulamaz.


Seni çok etkileyen iki yerli iki de yabancı kısa film tavsiyesi alabilir miyiz?


Annem ve Babama - Can Evrenol

Siyah çember - Hasan Can Dağlı


Lights out - David F. Sandberg

DoodleBug - Christopher Nolan



Türk korku sineması ile ilgili neler söyleyebilirsin? Dünyadaki konumu nedir sence?


Meslektaşlarıma laf söylemek istemiyorum. Dünyadaki konumu Can Evrenol’dan ibaret diyebilirim. Ama neden sadece tek bir kişiden bahsedebiliyorum bu da üzücü bir detay. İleride gerçekten iyi bir cin filmi de çıkabilir Türkiye'den. 'Under The Shadow' isminde İran yapımı şahane bir cin filmi izlemiştim. Yüksek gişe sahibi cin filmi yönetmenlerin de filmleri sıkılarak çektiğine eminim. Belki de daha iyi işler yapmaya çalışıyorlar fakat gişe kaygısı bunun önüne geçiyor. Bağımsız olursanız da muhtemelen filminiz batar Türkiye’de. O yüzden bir süre daha böyle devam edecek gibi görünüyor.


Henüz film çekmemiş ama çekmeyi düşünenlere neler önerebilirsin?

Sadece film çeksinler, denesinler. Bir de film izlesinler.


Derneğe nasıl üye oldun, çalışmalarını takip ediyor musun?

Semih Ellialtı sayesinde üye oldum. Kendisi ile bir kısa film yarışmasında tanışmıştık. Daha sonra Derneğin başkanı Sidar abiyle tanıştık ve hemen üye oldum. Instagramdan takip ediyorum bir de mailler geldikçe tabii.



Okurlarımız sana nasıl ulaşabilirler?

Instagram’dan ulaşabilirler : emre_yapici_

Mail’den ulaşabilirler : emreyapicifilm2000@gmail.com


Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Salgın bittiğinde bomba bir filmle geliyorum!


0 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği