• Seda Özaltan

Onur Doğan Röportajı



Onur Doğan: "Filmlerin ve tüm sanatların ideolojilerden, görüş ve düşüncelerden üstte tutulmasından yanayım."


Derneğimiz bu sefer de C.O.D filmindeki deneysel tarzı, Reddedilen filmindeki görsel efektleriyle dikkat çeken Onur Doğan ile söyleşti. Keyifli okumalar.

KFYD adına söyleşen: Olcay Seda Özaltan



Merhaba Onur, sohbetimize hoş geldin. 1991 İstanbul doğumlusun. Hem lisans hem de yüksek lisansını film üzerine yaptın. Reklam filmlerinin yanında iki tane de kısa filmin var. Film okumaya nasıl karar verdiğinden, öğrencilik yıllarından, o dönemlerdeki film çalışmalarından ve şu anki hayatından biraz bahseder misin?


Merhaba, öncelikle röportaj teklifiniz için teşekkür ederim. Film çekmek ve film okumak fikrinin çocukluk döneminde şekillendiğini ve bu istekten hiç vazgeçmediğimi hatırlıyorum. Lise döneminde tiyatro ve oyunculuk ile ilgilendim uzun süre. Ataköy Lisesi Tiyatro Kulübü liseler arası tiyatro kulüpleri arasında başarılarıyla ünlüdür. Gerçek anlamda sanata ilk temas ettiğim, sanat eğitimi ve disiplini aldığım yıllar oldu. Biedermann ve Kundakçılar, Woyzeck ve Üç Kuruşluk Opera gibi oldukça zorlu metinlere sahip oyunlarda başrol oynadım ve eğitim yıllarımda yedi tane oyunculuk ödülü kazandırdı bu deneyim bana. Bugün film yaparken dahi disiplinini ve onlardan aldığım eğitimi devam ettirdiğim hocalarım Arzu Kavlu ve tiyatro yönetmenimiz Orhan Kemal Aydın’ın sanat anlayışımın gelişmesinde çok fazla emekleri var. Kendilerine bu vesile ile tekrar teşekkür ederim. O yıllarda oyunculuk ile ilgilensem de çok amatör şartlarda dönemin Windows programları olan Paint ve Movie Maker ile arkadaşlarımı eğlendirmek için lisedeki bazı hocaları tiye alan komik animasyon filmler yapardım. Bir saniyelik görüntü için 12-15 kare Paint çizimi yaptığım olurdu (zor zamanlardı). Okul arkadaşlarımın o zamandan beri bana yönetmen gözüyle baktıklarını hatırlıyorum.


Üniversitede tercihim Sinema-TV okumak oldu ve farklı disiplinlerden eğitim alsam da sinema sevdamdan hiç vazgeçmedim. İstanbul Üniversitesi’nde Sinema-TV okurken ufkumu açan ve sinema eğitimini gerçek anlamda aldığımı hissettiğim İlkay Nişancı ile Gülay Pasin Er gibi harika hocalarım vardı. Üniversiteye kadar çok fazla film izleyerek geldiğimi düşünsem de, Japon Sineması, Kore Sineması, Fransız Aşırıcılığı, 70’ler İtalyan Korku Sineması ve Avrupa Sineması gibi tür ve ülke sinemaları ile hocalarım sayesinde tanıştım ve üniversite yıllarımda keşfetmediğim kadar farklı filmler keşfettim. Benim için son derece besleyici yıllardı. Şu an bir dijital reklam şirketinde yönetmenlik yapıyorum ve aynı zamanda Sinematek’te ve İstanbul Aydın Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak sinema eğitimi veriyorum.


Okullu olmanın yaptığın işlerdeki avantajları neler peki?


Okullu olmanın benim için en büyük avantajı okul hayatı boyunca bol bol deneyip yanılmak bu sırada öğrenmek ve bunun için bolca vakit. Başka bir şey okurken sinemaya, film okurken olduğu kadar konsantre olabilir miydim emin değilim. Üniversitede sinema okuduğumda yaptıklarımdan ve öğrendiklerimden daha da emin olduğumu düşünüyorum. O yıllarda aldığım teorik bilgileri şimdilerde yaptığım işlerde pratik olarak uygulamak bir avantaj. Sinema okumasaydım belki yine film yapardım ama eğitim ve gelişim süreci çok daha uzun sürerdi.

‘C.O.D’ (2017) filmi ile başlayalım. Filmin ismi kodlamanın yanında bir şeyin de kısaltması belli ki. Nedir açılımı?



Consume (tüket), Obey (uy), Die (öl) kelimelerinin kısaltması C.O.D. Sistem ile ilgili eleştiri sloglanlarında öne çıkan kelimelerden. Hayko Cepkin’in bu kelimelerle bir jenerik şarkısı da vardı, o da ilham kaynağı oldu. Aynı zamanda filmdeki karakterin barkodu ve kodlama yapması ile birleştirince uygun bir isim olarak düşündüm.


Sinemagraf tekniği ile film yapmaya nasıl ve ne zaman karar verdin? Tek an’a ait pek çok çalışma görsek de film olarak daha önce görmediğimiz bir şey denemişsin.


Yüksek lisans döneminde tanıştım sinemagraf ile internette gördüğüm tek kare çalışmalar yanında sinemagraf ile yapılmış klipler vardı. Müzik klipleri için çok kullanışlı olabiliyor çünkü sinemagraf anlatıyı belirli ölçüde kısıtlayan bir teknik. Kamera hareket edemez, ışık değişemez ve karakterin konuşturulması oldukça zor. Daha sonra kendi günlük iş rutinimden yola çıkan bir hikaye yapmak vardı aklımda. Sinemagraf ile bunun örtüşebileceğini düşünüp sinemagraf ile anlatmaya karar verdim hikayemi. Filme daha çok benzemesi için sinemagraf görüntüleri farklı açılarla devam ettirdim ki klasik anlatı sinemasında alışkın olduğumuz göz devamlılığı ve hikayeyi takip etme hissi bu filmde de olsun.



Kapitalist düzende insanın yalnızlaşması, tekdüze hayatlar, donuk yüzler gibi dert edinip anlatmak istediğimiz güzel noktalara dokunmuşsun. Sen nasıl bir durumdaydın böyle bir hikaye anlatmaya karar verdiğinde?


C.O.D. benim otoportrem. Mezun olduktan sonra bir süre memnun olmadığım işlerde çalışmak zorunda kaldım. O dönem metroyu çok fazla kullanıyordum ve birbirine benzeyen her günü anlatma isteği o sıralar doğdu. Sinemagrafı da keşfedince deneysel bir film yaparım bunun üzerine dedim ve yüksek lisanstan yönetmen ve görüntü yönetmeni arkadaşım Ferhat Kılıç ile harekete geçtik. C.O.D.’daki adam benim aslında.


‘Reddedilen’ (2019) filminde genç bir kadının bir örgü şişi ile bebeğini düşürüşünü izliyoruz. Öncelikle şunu sormak isterim. Evdeki eşyalar ve karakterin tipinden anladığımız üzere bu olay günümüze yakın bir tarihte geçiyor ve kadın orta sınıfa ait bir kadın olarak gösteriliyor. Bu koşullar altında bu kadın neden daha sağlıklı/güvenli bir yöntem ile gebeliğine son vermiyor da bu imkanlara sahip değilmiş gibi şiş kullanıyor?


Film günümüzde geçiyor. Reddedilen’in öyküsünü belirli noktalar arasında özellikle sınırladım. Film bir intikam, özlem, aitlik, doğum-ölüm, neden-sonuç öyküsü. Filmin temel meselesi kürtaj ile ilgili bir yargıda bulunmak, bu konuda ahkam kesmek olmadığı için ve film kürtaj meselesini konu alan bir film olmadığı için hikayenin öncesini görmüyoruz. Filmin ana meselesi başka ve öyküsünde kürtaj olayını bir sos gibi kullanıyor ve yemeğin kendisi bu değil. Etik ve ahlaki açıdan herhangi bir değerlendirme yapmadığım için kürtajın nedenini göstermiyoruz. Belli ki geç kalınmış ya da illegal olarak yapılan bir eylem. İllegal yolla yapılması benim için önemli çünkü korku sinemasının öykü temelinde önce bir suç, günah işlenir, bir olay gerçekleşir ve onun üzerine bir öykü başlar. Bizim başlangıç öykümüz de kürtaj. Bu arada kişisel olarak kürtajı suç ya da günah olarak görmüyorum.



Film, rahim yolunu simgeleyen uzun ve dar bir koridor ile açılıyor. Zaten bebeğin kordon ile buluşup rahme dönmesi de bu koridorda gerçekleşecek.


Banyoda Begüm Akkaya’yı gördüğümüz ilk sahnede ise kendisi cenin pozisyonunda oturuyor ve ıslak. Almodovar başta olmak üzere “ana rahmine dönüş” felsefesini kullanan pek çok yönetmen var. Sen bu anlatıyı neden tercih ettin?


Hikayenin açılış planları, kadını banyoda gördüğümüz ilk an bebeğin amacını ve olacakları bize önceden gösteriyor. Öykünün devamını anlatan ipuçlarından biri.


Bebeğin anne karnına dönüşünü simgeleyen bir an. Bebek yaşadığı durumu reddedip anne karnına konfor alanına geri dönerken kadın da yaşadığı çaresizlik sonucu cenin biçimine bürünüyor.


Mutfakta bıçakları gördükten sonra parçalanmış oyuncak bebeklerden pan yapılırken ekranda da Chucky (Child’s Play) filminden bir sahne görüyoruz. Bebeklerin canlanması dışında çok bir benzerlikleri olmasa da filme selam çakmak istediğini anlıyorum. 90’larda çocuk olan herkes gibi seni de oldukça etkilemiş olmalı film…



Kesinlikle. Child’s Play’in yeri çok ayrı benim için. Hem bu filmin ilham kaynaklarından biri hem de filmi Child’s Play’in yaratıcılarına ithaf ettiğim için gönderdiğim bir selam var filmde. 90’larda plastik oyuncak endüstrisinin tavan yaptığı dönemde çok akıllıca yapılmış bir korku serisi ve çekildiği dönemde çok etkili bir seri. Artık aynı etkiyi vermez şimdiki çocuklar oyuncak oynamıyor ve evlerde bulunan plastik oyuncak sayısı çok azaldı. Sinemanın önceki dönemlerinde de canlanan oyuncak filmleri vardı ama Child’s Play kendinden sonra korku sinemasına ‘killer-doll’ denen bir alt tür yarattı. Bu nedenle Reddedilen ve diğer tüm killer-doll filmlerinin atası konumunda. Ben de Türkiye’nin ilk killer-doll filmini yapmak istedim. Benim sinemayı sevmemde ve sinema okumamda da etkisi olduğunu düşünüyorum.



Begüm şiş ile işini bitirdikten sonra akan kanlar, duşun giderinde sularla dönerken yine tanıdık bir sahne ile karşılaşıyoruz: Hitchcock’un Psycho filminin meşhur murder sahnesi…


Bu durumda buradaki kadın da bir cinayet işledi…


Cinayet işledi de denebilir, kendi hayatı ile ilgili doğru olanı yaptı da denebilir. Filmin öyküsünü başlatıyor ve yargılama kısmı seyirciye kalıyor.


Karnındaki bebeği şişleyip düşüren bir kadın filmin sonunda kendi bebeğinin kanıyla canlanan oyuncak tarafından “şişleniyor” (bıçaklanıyor). Kadın şu an için ölmese de muhtemelen birkaç dakika içinde ölecek çünkü çok kan kaybetti. Bu anlatıda senin “pro-life”çı (kürtaj karşıtı) olduğunu söyleyebiliriz. Kürtaja bakış açın nedir?


Spoiler oldu bu ama kadın finalde ölüyor :) Önce kişisel bakışımdan başlayayım anlatmaya. Aslında tam tersi bir durum söz konusu diyebilirim. Kişisel olarak kürtaj ile ilgili vermek istediğim bir mesaj, yargı ya da söylem yok. Filmin mesajı kürtaj ile ilgili değil zaten. Kürtaj konusu kişisel gündemimde asla olmadı ne filmi yaparken ne de şimdi ve açıkçası umrumda da değil. İsteyen istediğini yapar diye düşünüyorum. Bu özel bir konu ve vakaya, kişilere, şartlara göre çok değişir kürtajın doğru olup olmaması. Yaptırana da, karşı olana da saygım ve duruşum eşit mesafede. Hatta bir önceki filmim C.O.D. ile birlikte bakıldığında kişisel görüşümün ‘anti-natalist’te (kürtaj yanlısı) biraz daha yakın olduğunu bile söyleyebilirim. C.O.D.’da anlattığım mesele kendi gerçekliğimden yola çıkan bir hikaye. Dünyaya gelen bireyin acı çektiği ile ilgili rızasız ve amaçsız bir karakterin yolculuğunu anlatıyorum. Reddedilen ise tamamen hayal ürünü herhangi bir yaşam deneyimime ve gerçekliğe dayanmıyor. Bu nedenle filmin söyleminin ya da filmdeki olayların gerçek hayatta karşılığı olan bir yargı ile bağdaştırmak bana çok garip geliyor. Bir katilin portresini anlatan filmin yönetmeninin gerçek hayatta da cinayet işlediğini düşünmek gibi geliyor bu bana. Kürtaj konusunun bazı izleyenler için hassas olabileceğini anlıyorum. Ancak bu filmle ilgili okumalar yapılırken ön yargı ile karışıp aslında filmin konusu ve alakası olmadığı bakışlara götürebiliyor izleyeni. Belki de bir de erkek olduğum için konu ile ilgili bir yargıda bulunmak istediğim düşünülüyor olabilir.


Begüm ile filmi çekmeden önce ya da sonra hiç konuşmadığımız bir konu bu mesela ve şaşırdığımız bir bakış açısı. Begüm bu arada son derece kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları ile ilgili aktif ve duyarlı bir arkadaşım. Bu tür bir yorum geldiğinde ‘acaba filmi anlamamışlar mı’ diyor o da. Filmlerin ve tüm sanatların ideolojilerden, görüş ve düşüncelerden üstte tutulmasından yanayım. Örneğin; siyasal olarak asla katılmadığım ama çok beğendiğim yerli kısa filmler var. Benim görüşüm bambaşka ama izlediğim şey iyi bir film. Düşüncesi, mesajı ideolojik olarak bana ters geldiği için filmi kötüleyemem bu ikisi farklı şeyler ve biraz böyle bakılması gerektiğini düşünüyorum filmlere.


Begüm’ün açısından tek oyunculu bir film ‘Reddedilen.’ Çok zor olmalı hem onun hem de senin için tüm süreç. Begüm Akkaya ile yola çıkmaya karar verdiğin süreçten itibaren anlatır mısın biraz nasıl bir süreçten geçtiniz?


Filmi yazarken kadın karakterinin oyunculuk performansı açısından zor bir rol olduğunun farkındaydım. Oyuncu seçimi konusunda hassas olduğumu düşünüyorum. İçime sinmeyen kimse ile yola çıkmadım. Begüm’ün önceki filmlerini izlediğimde performansına hayran kaldım ve bu rolü yapabileceğini düşündüm. Filmi kendisine teklif ettiğimde o da senaryoyu çok beğendi ve filmde mutlaka olmak istediğini söyledi. Filmde diyalog yok ve tüm oyunculuk tepkiler, çığlıklar, inlemelerle yüklü. Tarifi ve üzerinde anlaşması biraz zor aslında kamera karşısında yapılacaklar ile ilgili. Üstelik dediğin gibi tek oyunculu bir performans hatta daha da zoru henüz görmediği sanal bir partneri var ve ona karşı verdiği tepkiler de var. Bu da işleri iki kat zorlaştırıyor.



Kendim de oyunculuk temelli olduğumdan oyuncularla iyi anlaşabildiğimi ve ne istediğimi iyi tarif edebildiğimi düşünüyorum (tabii oyunculara da sormak lazım bunu). Bir kez prova aldık sadece ve her şey tamamdı. Bunda Begüm’ün çok yetenekli bir oyuncu olmasının, filme karşı isteğinin ve oyuncu disiplininin çok yüksek olmasının payı büyük. Tiyatro temelli bir oyuncu olduğu için henüz görmediği partnerini hayal ederek ona karşı oynamanın ve tek kişilik performansın zorluğunu göğüsledi. Çekim günü uzun saatler su altında çalışmak, çekim koşullarımız ve uzun süre ağlayan çığlık atan bir performans onu yalnızca fiziki olarak zorladı. Begüm Akkaya ve Sermet Yeşil bu film için çok doğru iki isim oldular. Filmi onlarla yaptığım için çok şanslıyım ve mutluyum.



‘Reddedilen’ için Sermet Yeşil’e nasıl karar verdin peki? Bildiğim kadarıyla sadece seslendirme yapmadı, onun mimiklerini falan da kullandınız…


Sermet Yeşil’i Reha Erdem’in Kosmos filmi ile tanıdım. Reddedilen’de bebeğin canlandırılmasını düşününce aklımda sıra dışı roller üstlenmiş bir oyuncu olarak kendisi vardı. Plastik bir katil oyuncak bebeğe en iyi kendisinin can verebileceğini düşünüyordum. Bir stüdyoda hem sesini kaydettik hem de sahneleri VFX ekibinin CGI işlemleri için tek tek oynadı. Bebeğin tüm jest ve mimiklerini Sermet Yeşil oynamış oldu böylece. VFX ekibimiz Sarped Çırak, Erdem Demirhan ve Berk Vatansever, altı aylık bir sürede Sermet Yeşilin oyunlarını dijital ortamda animasyona işlediler. Görsel efektte Top Shorts’tan ve yurtdışından ikişer ödülleri var. Kendilerine tekrar teşekkür ediyorum.


Filmin sonundaki Da Poet müziğini çok beğendim. Nasıl karar verdiniz müziğe?


Da Poet daha önce bir klibini çektiğim ve işlerini, müziğini çok beğendiğim bir arkadaşım. Rap sanatının yanında çoğu müzik altyapısını kendisinin yaptığını ve müzisyenliğini biliyordum. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok bestesi, projesi var. Filmin ham halini birlikte izledik ve müzikte yakalamak istediğim hissiyatı anlatıp onun sihirli ellerine bıraktım gerisini. İki farklı müzik yapmıştı ben şu an filmin sonunda çalanı seçtim ve biraz daha korku temasına çekmek istedim o versiyonu. Kendisi de Sinema-TV mezunu olduğu için hiç yabancı değil film müziklerine.

‘Reddedilen’, Can Evrenol’un bir film okulunda verdiği atölyede gösterildi ve incelendi. Korku filmleriyle yakından ilgilenen bir yönetmenden böyle bir beğeni gurur verici olmalı…


Can Evrenol, Reddedilen’i çok seviyor sağ olsun. Sermet Yeşil ortak oyuncumuz. Film bu sayede ilgisini çekmişti ve henüz post aşamasında filmi izlemek için haberleşmeye başlamıştık. Peri filminin rengi yapılırken 1000Volt’a davet etti beni orada ikimiz bir izleme yaptık. Türkiye’den böyle bir kısa film çıktığı için mutlu olduğunu söyledi. Daha sonra filmi düzenlediği atölyede öğrencileri ile birlikte izledik ve analiz ettik. Festival sürecinde de haberleşmiştik. Daha önceden de tanışıyorduk. Çok değerli bir yönetmenimiz. Ben de kendisini ve filmlerini çok seviyorum.


Gelelim en çok merak edilen sorumuza: ‘Reddedilen ne kadara mal oldu ve bütçeyi nasıl finanse ettin?’


Filmin bütçesini kendim finanse ettim. Filmi tamamlamak ve yurtdışında ücretli festivallere başvurular yapmak finansal açıdan zor oldu ve bu konuda tek başıma olduğum için filmin tamamlanması çok uzun sürdü. Filmin toplam bütçesinden bahsetmeyi pek doğru bulmuyorum çünkü bu tür fantastik, CGI içeren film yapmak isteyenler için heves kırıcı olabilir ya da önyargılara sebep olabilir. Film benim için de maddi açıdan oldukça zor oldu ama zorluklara çare üretmekten hiç vazgeçmedim. 2019’un maliyetli kısa filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.



Seni çok etkileyen iki yerli iki de yabancı kısa film tavsiyesi alabilir miyiz?


Son zamanlarda çok beğendiğim kısa filmler: Siyah Çember, Balık Kraker, El Empleo, Fauve

Bir yönetmen olarak bu alan için seni besleyen şeyler neler oluyor genelde?

Yaşadıklarım, okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım. Bir fikri başka bir formda anlatma isteği.


‘Şu filmi ben çekmiş olmayı çok isterdim’ dediğin bir film var mı? Nedir seni bu kadar etkileyen bu filmde?


Yapılmış bir filmi ben çekseydim diye düşündüğüm olmadı. Çünkü zaten en güzel hali ile izliyorum diye düşündüm hep ama henüz çekilmemiş öyküleri ya da devam filmlerini yapmak isterdim. Edebiyatımızda sansürlenmiş hikayeler ile ilgileniyorum bu aralar.


Film yapım sürecini baştan sona ele aldığında hangi aşama seni en çok zorluyor, hangisinden en çok keyif alıyorsun?


Pre-production süreci. Bir filmin temelinin atıldığı ve neredeyse tüm yaratıcılığın kullanıldığı alan. Özellikle senaryo yazma ve filmi geliştirme aşaması en çok uzun süren aşama benim için. Bir versiyonu seçtiğinizde diğer tüm ihtimaller ortadan kalkıyor ve acaba diğerini seçseydim nasıl olurdu diye uzun süre düşünüyorum.


Film çekmeye yeni başlamış / başlamayı düşünenlere vereceğin tavsiyeler nelerdir?


Uygun şartları bir araya getirdiklerinde filmi yapmak için adım atmaları. Hatasız hiçbir filmin yapılamayacağını bilmeleri ve hata yapmaktan korkmamaları. Özellikle yapım öncesi aşamasına gerekli titizliği göstermelerini tavsiye ederim.


Festivallerde nelerden memnun oluyorsun genelde? Ve nelerin ne şekilde değişmesini istersin?


Benim için en iyi festival, seyirciyi film ve film ekibi ile en fazla buluşturan festivaldir. Bunu başarabilen festivallerden çok memnun ayrılıyorum. Festivallerin en önemli görevi filmi insanlara ulaştırmak ve filmi tanıtmak bence. Her festival bütçesine göre hareket ediyor genelde ama bazı ortak sorunlar var. Uzun metraj ve kısa metraj filmleri festivalde tavır olarak birbirinden ayrılması, telif ödenmemesi, gösterim imkanlarının kötülüğü gibi konuların değişmesini isterim.



Derneğin kısa filmciler ve kısa filmin sektörleşebilmesi için yaptığı çalışmalar için neler söyleyebilirsin?


Derneğin 2 yılda çok sayıda yenilik yaptığını ve problemlere çözüm sunduğunu bazılarını da çözdüğünü biliyorum. Daha da iyileşmesi için birçok adım atılıyor. Bizler de hem dernek üyesi hem de kısa film yönetmeni olarak üzerimize düşen sorumluluğu ve farkındalığı yerine getirmeye gayret ediyoruz. Festival koşullarının maddeler halinde sıralanması ve önemli festivallerin Altın Festival olmak için bu şartları yerine getirmesi. Teliflerin ödenmeye başlanması. Kısa filmlerin kitap, üniversite gösterimleri vb. yollar ile daha fazla insana ulaşması, seminerler çok çok iyi gelişmeler. 2 yıl gibi kısa bir sürede bile kısa film adına ülkemizde olumlu değişiklikleri görmeye ve yaşamaya başladığımızı düşünüyorum.


Bir YouTube kanalın var. Bunun dışında okurlarımız sana nasıl ulaşabilirler?



@onurrdogan ve @therejectedfilm instagram hesaplarından ve onurddgan@hotmail.com mail adresinden bana ulaşabilirler.


Son olarak neler söylemek istersin?


Röportaj için teşekkür ederim. İyi çalışmalar ve sağlıklı günler dilerim.

174 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği