• Seda Özaltan

Sezen Kayhan Röportajı

En son güncellendiği tarih: Mar 29


Sezen Kayhan: "Aslında ben kadın yönetmenlerin erkek hikayeleri anlatmalarını da çok değerli buluyorum. Bu da günümüze kadar eksikliğini duyduğumuz bir perspektif."


'Erik Zamanı', 'Elene' ve 'İmparatorlukta Zor Bir Gün' filmlerinin ardından yapım aşamasındaki 'Mor Menekşeli Kadınlar' belgeseli ile kadınları anlatmaya devam eden Sezen Kayhan konuğumuz bugün. Kendini pek çok alanda beslemeye devam eden yönetmen Kayhan, aynı zamanda WMC Turkey kurucu üyelerinden. Kendine hayran bırakacak derecede azimli ve başarılı yönetmenimizi biraz yakından tanıyalım. Adını çok daha sık duyacağız...


KFYD için söyleşen Olcay Seda Özaltan


Merhaba Sezen, söyleşimize hoş geldin. Güzel Sanatlar Lisesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi, Sinema – TV yüksek lisansı ve şimdi de Medya ve Tasarım doktorası… Sergiler, sanat yönetmenliği, senaristlik, senaryo danışmanlığı ve yönetmenlik… Unuttuğum bir şey var mı :) Ah, bir de kitabın var: “Fragments of Tragedy in Postmodern Film.” Tüm bunlara nasıl zaman buluyorsun, enerjinin ve azminin sırrı nedir?


Prodüksiyon asistanlığı, film dağıtımı ve festivallerde konuk ağırlama da yaptım aslında :) Böyle söyleyince de fazla dağınık geldi. Hepsinin planlı olduğunu söyleyemem. Bazıları hayat gailesi içinde zorunluluktan, bazıları da çok isteyip zaman ve enerji ayırarak yaptığım işler. Çok enerjik ya da azimli değilim. Klişe olacak ama gerçekten yaptığım işleri seviyorum, yani başta sevmesem de sonra sevecek bir tarafını buluyorum, sevecek hiçbir tarafını bulamazsam da zaten bırakıyorum. Neyse ki çalıştığım tüm alanlar birbirine yakın ve hepsi diğeri için tecrübe oluyor.




Bu uzmanlık alanların birbirlerini ne şekilde besliyorlar? Film yapımı konusunda en çok feyzaldığın alan disiplin hangisi?


Hepsi birbirini besliyor mutlaka. Ben bazen bunun farkına varıyorum, bazen varamıyorum. Lisede resim eğitimi aldım, ardından üniversitede fotoğraf ile ilgilenmeye başladım. Dijitalin daha yaygınlaşmadığı bir dönemdi, pelikül ile çalışıp, karanlık odada baskı yapıyorduk. Fotoğraf çalışmaları sırasında lisede öğrendiğim kompozisyon, renk, ışık gibi konuların ne kadar faydalı olduğunu gördüm. Daha sonra kısa dönemli bir film okuluna gittim, burada da 16mm film çekiyorduk, hem resim hem de fotoğrafta öğrendiklerimin meyvesini aldım. Resim, fotoğraf, sanat tarihi, arkeoloji, edebiyat ve felsefe, yani ilgimin olduğu tüm alanlar birbirini besliyor, hepsinden film yapımının farklı aşamalarında farklı şekillerde yararlanıyorum.



İlham perilerini tanıyabilir miyiz peki?


İlham aldığım farklı disiplinler, farklı kişiler, farklı coğrafyalar var. Listem sürekli uzuyor, sonu gelmeyebilir, o nedenle ilk aklıma gelenleri söyleyeyim. Yönetmenlerden, hayata sıra dışı bakışlarından etkilendiğim Nanni Moretti, Jane Campion, Peter Greenaway, Wim Wenders, Paolo Sorrentino, Agnes Varda, Joshua Oppenheimer, Pedro Almodovar ve Jim Jarmusch’u sayabilirim. Biraz eklektik bir liste gibi görünse de benim için filmlerindeki görsellik ve kendilerine özgü mizah anlayışları ile yakın yerlerde duruyorlar. Özellikle ağır konulara ve duygu durumlarına mizah ile yaklaşan yönetmenleri ilham verici buluyorum. Bakhtin’in dediği gibi gülme tarih boyunca özgürleştirici bir eylem olmuş, ben de bunun sinemadaki yansımalarını çok ilgi çekici buluyorum. Bunun dışında yazarlardan Jean Rhys, Marguerite Yourcenar, Virginia Woolf ve Sevgi Soysal ilk aklıma gelenler. Bir de işlerini takip ettiğim çağdaş sanatçılardan Sophie Calle, Hale Tenger, Yayoi Kusama var. Özellikle Sophie Calle’ın muzipliğini çok ilham verici buluyorum.


Film yapımı baştan sona zorlu bir süreç ama senin en çok zorlandığın süreç ya da süreçler nedir, bu zorluğun üstesinden nasıl geliyorsun, anlatır mısın?


Evet, her aşaması ayrı bir zorluk :) Senaryo sürecinde genelde yalnız oluyorum, biraz kararsız biri olduğum için sürekli eleştiri ve farklı görüşlere ihtiyaç duyuyorum. Bu zorluğu senaryoyu çevremde güvendiğim kişilere okutup fikirlerini alarak aşıyorum.



Set sürecinde de sık sık problem çıkıyor tabii ki. Özellikle de tanımadığınız kişilerle çalışırken. Bunu da, ekipleri daha önceden uyumlu çalıştığımız kişilerden oluşturmaya çalışarak aştığımızı düşünüyorum. 'İmparatorlukta Zor Bir Gün'de ekip olarak çok uyumluyduk, bu nedenle çekimlerdeki beklenmedik problemleri birlikte çok daha kolay aştık.


‘Erik Zamanı’ (2012) filminde, filmin başında eriyen ekspresyonist tablonun erimeye göz yaşı akıtma şeklinde başlaması, filmin sonu ile ilgili ipucu veriyor bize. Renk değişimleriyle atmosfer değişimini belirgin bir şekilde yansıtan bu film, bir çocuğun ölüm olgusuyla ilk karşılaşmasını anlatıyor. Yaşam-ölüm diyalektiğini bir çocuğun bakış açısıyla ele alan ‘Erik Zamanı’, ekip olarak çektiğiniz ilk kısa film. Seni ne kadar ve hangi açılardan yansıtıyor bu film?




'Erik Zamanı' dedemin ölümü üzerine yazdığım bir öyküydü. Daha sonra bu öyküyü senaryolaştırdım. Bu anlamda kişisel bir film. Ayrıca profesyonel bir ekiple çektiğim ilk filmim olması sebebiyle de benim için özel. Özgürce deneme yapabildiğim bir ilk film oldu. Yasemin’in hayal ve gerçeklik arasındaki gelgitleri ve bu geçişlerin renk ve ses ile ayrılması yaratmak istediğim görsel ve işitsel dili yansıtıyor.



Sette çocuklarla çalışırken nelere dikkat etmek gerekir peki? Çocuk oyuncularla çalışırken karşılaştığın en büyük sorun neydi ve bunu nasıl aştın?


'Erik Zamanı’nda sorun yaşamadık aslında. Başroldeki Yasemin benim kuzenim. Algıları açık, sabırlı, herkesin çalışmak isteyeceği bir çocuk oyuncuydu. Yine tavla sahnesinde yer alan Ege ve Melisa Pir ve diğer çocuklarla çalışmak da oldukça kolaydı. Bu anlamda sorun yaşamadık. Ancak yer aldığım başka projelerde gördüğüm en sık yaşanan sorunlardan biri çok tekrar alınan sahnelerde çocuk oyuncuların sıkılması, dikkatlerinin dağılması ve bu nedenle devam etmek istememeleri. Sıkılan çocukları ikna etmek çok zor olabiliyor. Çocukları şeker, çikolata ile kandırmak da doğru değil (ki genellikle ilk denenen bu oluyor). O nedenle çocuklu sahneleri yazan senaristlerin ve çeken yönetmenlerin bu farkındalıkla hareket etmeleri daha sağlıklı olur.


Karadeniz’deki Gürcü göçmenlerini ele aldığın bir film ‘Elene’ (2016). Bir yandan görünmez olma zorunluluğunu somutlaştırmak ister gibi yemek bile yemezken diğer yandan kendisini gölge gibi takip eden bir oğlan ile karşılaştığında, yaşının da getirdiği heyecanla, görünür olma isteğini, var olmanın mutluluğunu gizleyemiyor. Ciddi bir var olma krizi. Çıkış hikayesini merak ettim doğrusu…




Benim de krizde olduğum bir dönemdi. İstanbul’dan kaçıp Rize’de eşimin ailesiyle çay tarlalarında çay toplamaya gittim. Orada Gürcü işçilerle tanıştım ve daha önce bilmediğim hikayelerini dinledim. O öyküleri kendi yaşadıklarımla harmanlayınca Elene ortaya çıktı.



Filmde 'Mısır Adası' filminden tanıdığımız Mariam Buturishvili başrolde. Filmdeki soğuk atmosferi bakışıyla, duruşuyla, oyunculuğuyla çok güzel desteklemiş. Nasıldı kendisiyle çalışmak?


Çok güzeldi. 'Mısır Adası’nın açılış filmi olduğu yıl Antalya Film Festivali’nde Mariam ve filmin yönetmeni George Ovashvili ile tanışmıştım. Filmde Mariam’a hayran kalmıştım. Daha Elene ortada yoktu. Elene’nin senaryosu ortaya çıktıktan sonra aklımdaki ilk isim Mariam’dı. Tesadüfen, Ovashvili sonraki yıl İstanbul Film Festivali’nde jüriydi ve ben de festivalde çalışıyordum. Kendisine projeden bahsettim, o da destek olmak için bizi Tiflis’e davet etti. Tiflis yakınlarında Mariam’ın köyünde ailesiyle yemek yedik, projeyi onlara da anlattım, böylece ailesinden de izin almış oldum. Mariam çok yetenekli ve çalışkan. Elene olmayı kabul ettiği için mutluyum.


‘İmparatorlukta Zor Bir Gün’ (2018) filmin, Türk dizi sektöründeki erk dilini, Osmanlı dönem dizisi set ortamıyla çerçeveleyen bir kara komedi. Sette sanat asistanlığı yapan Cansu karakteri (Ayris Alptekin), tüm sanat işini bir başına sırtlanmış götürmeye çalışsa da yönetmen (Murat Kılıç) asla tatmin olmuyor. Senin de, Sanat bölümü dahil, setlerde çokça tecrüben mevcut. İzleyicilerden gelen tepkiler nasıl? Set eziyetini bilmeyenler için özellikle...




İzleyicilerden gelen tepkiler çok güzel. Hatta izleyiciden en çok tepki alan kısa filmim 'İmparatorlukta Zor Bir Gün' oldu. Genelde en çok gülenler sektördekiler oluyor. Set eziyetini bilmeyenler için şok edici bir tarafı var sanırım; söyleşilerde “Biraz abartmışsınız sanki...” diyenler oluyor. Halbuki filmdeki mobbing bizim yaşadıklarımızın en yumuşak hali. Bu tercihin nedeni de filmin mizah tonunu bozmamaktı. Gerçekten yaşananları olduğu gibi anlatsam film dram, hatta gerilim ya da korku türlerine kayabilirdi.


Gelelim en çok merak edilen sorumuza: ‘İmparatorlukta Zor Bir Gün’ ne kadara mal oldu ve bütçeyi nasıl finanse ettiniz?


'İmparatorlukta Zor Bir Gün’de set içinde bir dönem dizisi seti kurmamız gerektiği için biraz yüksek bütçeli bir yapım oldu. Yapımcımız Beste Yamalıoğlu ile farklı kaynaklarla filmi fonladık. Kültür Bakanlığı’ndan yapım desteği almıştık. Konusu sebebiyle Koç Üniversitesi Cinsiyet Araştırmaları Merkezi’nin (Koç-Kam) kapısını çaldık ve onlar da destek oldular. Ardından Fongogo’da bir kitlesel fonlama kampanyası açtık ve başarıyla tamamlandı. Yine de yapım için eksiğimiz vardı ve bunu da Beste ve ben kendi birikimlerimizle karşıladık. Post-prodüksiyon için genel olarak sponsorluklar üzerinden ilerledik. Toplamda festival başvuruları da dahil 90.000 TL civarında bir bütçeye mal oldu diyebiliriz.




Yapım aşamasında olan ‘Mor Menekşeli Kadınlar’ belgeselinin çıkış hikayesi 1972 tarihli bir fotoğrafa dayanıyormuş. 70’li yıllar Türkiye’sinde ve tamamen erkek egemen bir oluşumun, futbolun, içinde bir kadın grubunun var olma hikayesi. Üstelik bir metropol de değil; bir Anadolu kenti olan Ordu’nun kadını. Biraz anlatır mısın bize bu belgeseli?


Belgesel 1972 yılına ait bir Orduspor-Galatasaray maçının tribün fotoğrafından yola çıkıyor. O dönemde Orduspor’u destekleyen ciddi bir kadın taraftar grubu var. Bu taraftarlar yıllar içinde çeşitli nedenlerle futbola ve tribüne küsmüşler. Orduspor şu an amatör lige düşmüş ve kapanma riskiyle karşı karşıya. Şehre yeni bir stat yapıldığı için 67 yılından beri maçların yapıldığı stat yıkılacak. Biz de bu fotoğrafta yer alan ve 70’li yıllarda Orduspor’u destekleyen bir grup kadını 40 yıl sonra takımları amatör lige düşmeden ve Orduspor’un stadı yıkılmadan önce son bir maçta tekrar bir araya getiriyoruz. Onların bir araya gelme sürecinde hayatlarındaki, futboldaki ve Türkiye’deki değişimlere tanık oluyoruz.




Belgeseli ne zaman izleyebileceğiz?


Şu an çekimler devam ediyor. Önümüzdeki yıl tamamlayacağımızı umuyoruz.


Yeni projeler hazırlanıyor mu? Sinema ile ilgili planların neler?


'Mor Menekşeli Kadınlar’ın yapım süreci devam ediyor. Bir süre daha onunla meşgul olacağım. Bu yıl doktorayı bitireceğimi umuyorum. Bir de neredeyse basım aşamasına gelmiş ancak bir türlü tamamlayamadığım bir öykü kitabı var, bu yıl onu da bitireceğimi umuyorum. Bunlar dışında üzerinde çalıştığım bir uzun metraj kurmaca var ama bununla ilgili konuşmak için daha çok erken.



Filmlerinin tümünde ana karakterler kadınlar ve kız çocukları. Kadın yönetmenlerin -belki bilerek belki istemeden- yöneldikleri bu durum, kadın yönetmenler arttıkça doğru orantılı şekilde artıyor. Türkiye’de kadınların sette ve yönetimde daha fazla yer bulabilmeleri için neler yapılabilir sence?


Evet, Türkiye’de kadın yönetmenlerin artışıyla kadın karakterlerin görünürlüğü de arttı. İyi oldu, yeterince erkek karakter izlemiştik :) Aslında ben kadın yönetmenlerin erkek hikayeleri anlatmalarını da çok değerli buluyorum. Bu da günümüze kadar eksikliğini duyduğumuz bir perspektif. Ben kısa filmlerimde kendimden yola çıktığım için bugüne kadar erkek hikayesi anlatmadım ama anlatanları zevkle izliyorum.

Setlerde kadınlar sayıca hala çok az. Özellikle televizyon sektöründe. Bununla ilgili Francis McDormand’ın Oscar konuşmasında bahsettiği “Inclusion Rider” kavramının iyi bir çözüm sunabileceğini düşünüyorum. Yani A sınıfı bir oyuncu, sözleşmesine ek koşul olarak, film ekibi ve kadrosunun belirli seviyede etnik veya cinsiyet dengesinde olmasını talep etme hakkını ekleyebilir. Örneğin dizide yer alacak ünlü bir oyuncu set ekibinin %50’sinin kadın olmadığı bir sette çalışmayı kabul etmeyebilir. Tabi %50 Türkiye’deki sektör için yüksek bir yüzde, çünkü özellikle kamera, ses, ışık ve set ekiplerinde kadın sayısı hala çok az. Ama belirli bir kota konularak bu teşvik edilebilir, bir yerden başlamak gerek.




WMC Turkey çok merak edilen bir topluluk. Sen de bu topluluğun kurucu üyelerindensin. Nedir WMC Turkey, kimler var bu oluşumda? Katılım şartları, yaptıklarınız ve yapacaklarınız hakkında biraz bilgi verir misin?


WMC (Women with Movie Cameras / Kameralı Kadınlar), Türkiye ve çevresini kapsayan bölgesel bir kadın sinema kolektifi. Ben kolektifin festival ve uluslararası ilişkilerini yürütüyorum. Şu an Türkiye dışından Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan ve İran'dan üyelerimiz var. Avrupa'daki ortağımız ise EWA  (European Women's Audivisual Network). Daha bir yıllık çok yeni bir oluşumuz. Kurucu üyeler arasında Burçak Üzen, Sevinç Baloğlu, Sefa Öztürk ve Aslı Akdağ var. Üyelik için belirli kriterler var; bir uzun film ya da belirli festivallerde gösterilmiş bir kısa film yapmış olmak, gruptan birinin referansına sahip olmak gibi. Bizim için en önemlisi oluşumda yer alan herkesin projelerde de aktif olarak çalışması. Dernek gibi bir yapılanmamız yok, tüm üyeleri uyumlu çalışan bir ekibin parçası olarak görüyoruz. Bu nedenle referans üzerinden ilerliyoruz. Şu an Türkiye'den otuza yakın üyemiz var.

Haziran ayında AB Sivil Düşün programı desteği ve EWA'dan senaryo danışmanlarının eşliğinde Asos'ta bir senaryo atölyesi düzenledik. Bunun dışında Suç ve Ceza, Sabancı Kısa Film Festivalleri ve 2. Kadın Yönetmenler Haftası kapsamında çeşitli gösterim ve paneller organize ettik. Bir de BKM ile birlikte üyelerimizin projelerini ana akım yapımcılara sunma imkanı buldukları Pitching Günleri düzenledik. Bunlar dışında setlerde çalışan kadınlarla ilgili akademik bir çalışmanın da ortağıyız. 

Geçtiğimiz yıl daha çok Türkiye odaklı çalıştık. Bu yıl uluslararası ağımızı güçlendirmek, senaryo atölyesinin ikincisini uluslararası projelerle yapmak ve uluslararası festivallerde etkinlikler düzenlemek istiyoruz. Tabii Türkiye'de de özel gösterimler ve festival etkinliklerine devam edeceğiz. Bir de yine önümüzdeki yıl üyelerin katılabileceği uluslararası bir ortak yapım marketi organize etmeyi hedefliyoruz. Uzun vadedeki hedeflerimiz içinde bir Kadın Sinema Fonu oluşturmak da var. Merak edenler, web sitemiz www.wmcturkey.com üzerinden detaylı bilgi alabilirler.  



Ülkemizde kısa filmin bulunduğu konumu nasıl buluyorsun? Kısa filmin geleceği ile ilgili öngörülerin neler?


Eskiden amatör olarak görülen ve genelde uzun filme geçiş ayağı olarak algılanan kısa film nihayet burada da ayrı, profesyonel bir kategori olarak değerlendiriliyor. Ancak hala çoğu festivalde genel bir özensizlik hakim. Bir de kısa filmler, festivaller dışında dağıtım alanı bulmakta, izleyiciye ulaşmakta zorlanıyor. Son zamanlarda BluTV gibi dijital platformlar ve Türksat gibi TV platformları kısa film göstermeye başladılar. Bunlar dışında bazı ülkelerde olduğu gibi otobüs ve uçak firmaları da yolculuklarda izlenmek üzere kısa filmleri alabilir, yine kısa film seçkileri vizyonda yer alabilir. Türkiye’de son yıllarda çok güzel kısa filmler yapılıyor, ancak ciddi bir görünürlük problemi var. Dağıtım ağının genişletilmesiyle bu problemin aşılabileceğini düşünüyorum.


Mutlaka izleyin diyebileceğin 2 yerli 2 de yabancı kısa film önerisi alabilir miyiz?


Tabii. İlki Marcell Iványi’nin 'Szél' filmi. Bir fotoğraftan yola çıkan ve 360 derecelik tek plan sekanstan oluşan bu filmi çok etkileyici buluyorum. Diğeri ise Jane Campion’ın 'An Exercise in Discipline: Peel' filmi. Estetik olarak farklı olsa da anlatı yapısı açısından yine başladığı yere dönen ve gizli mizahıyla dikkat çeken bir film.

Türkiye’den de Nazlı Elif Durlu’nun 'Sonra' ve Cem Öztüfekçi’nin 'Nolya' filmlerini tavsiye ederim. 'Sonra,' yas, ölüm ve gündelik hayata farklı ve çarpıcı bir noktadan yaklaşıyor. 'Nolya' ise bence başarılı bir edebiyat uyarlaması. Cemil Kavukçu’yu ve öykülerini çok seviyorum, kendisiyle çalışma şansım da oldu, "Nolya" da zevkle okuduğum bir öyküsüydü, film olarak da etkileyici buldum.


Son yıllarda izlediğin “Bunu ben çekmiş olmayı çok isterdim” dediğin bir film var mı?


'La Grande Bellezza', o büyüleyici mizanseni ben yaratmış olmak isterdim. Daha yakınlarda 'Toni Erdmann', biraz daha eskilerde 'Beasts of the Southern Wild', daha eskilerde 'The Piano'. Kıskançlığımın sınırı yok gördüğün gibi :)


Film yapımına dair önerebileceğin, olmazsa olmaz dediğin eğitimler, kitaplar neler?




Ben bu aralar www.masterclass.com sitesinden çok yararlanıyorum. Eğitim videoları ücretli ancak gerçekten güzel kurgulanmış ve hakkını veriyor. Şimdiye kadar Werner Herzog, Aaron Sorkin, David Lynch, Mira Nair, Martin Scorsese, Jodie Foster ve David Mamet eğitimlerini aldım. Hepsini tavsiye ederim, çok iyiler.

Bunun dışında oyuncu yönetimi konusunda Judith Weston’ın “Directing Actors: Creating Memorable Performances for Film & Television” kitabı bana oldukça yardımcı oldu. Oyuncu yönetimi konusunda desteğe ihtiyacı olanlara kendisi online danışmanlık da yapıyor.

Teknik olarak da Steven D. Katz’ın “Film Directing: Shot by Shot: Visualizing from Concept to Screen” kitabını tavsiye ederim. Karmaşık teknik konuları bile sade ve anlaşılır bir biçimde açıklıyor.



KFYD’den nasıl haberin oldu? Derneğin çalışmalarını takip ediyor musun?


Dernekten etkinlikleri aracılığıyla haberim oldu. Çalışmalarını takip ediyorum ve çok değerli buluyorum. Üniversitelerdeki film gösterimlerinde biz de “İmparatorlukta Zor Bir Gün” ile yer aldık. Festival standartları ile son yıllarda artan özensiz kısa film festivallerine bir standart getirmeye çalışıyorlar. Kısa filmlere ciddi telifler ödetmek gibi büyük işler başardılar. Özel gösterimleri, panelleri ve etkinlikleri de çok başarılı. Biz büyük egoların olduğu ve gönüllülüğün pek değer görmediği bir alanda çalışıyoruz. Bu şartlarda elini taşın altına koyup filmlerimizin hakları ve görünürlüğü için mücadele eden bir derneğin parçası olmak güzel.


Kendine ait bir siten var: https://sezenkayhan.com/ Sosyal medyada aktif misin? Okurlarımız sana nasıl ulaşabilirler?


Evet sitede film gösterimleri ve festivallerle ilgili güncel bilgiler oluyor. Sosyal medyada pek aktif değilim ama Instagram ve Facebook hesabım var. Siteden, Instagram ya da Facebook üzerinden ulaşabilirler.


Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?




Söyleşi için teşekkür ederim.

360 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği