SİNEMADA KADIN MESELESİ VE İYİ BİR FİLM YAPMAK ÜZERİNE…

En son güncellendiği tarih: Mar 24


Aslında bu yazıyı Yelda Başaran ve Sidar Serdar Karakaş’ın Youtube Kısa Film TV kanalında yayınladıkları “Sinema Sektöründe Kadınların Sayısı Neden Az?” konulu söyleşisinden hemen sonra yazacaktım. (Söyleşiyi izlemeyenler buradan ulaşabilir) Niyetim, sinemada kadın meselesi üzerine yazmak ve kadın yönetmen tanımına değinmekti.

Araya zaman girdi ve “İyi Kısa Film Yapmanın İpuçları” konulu yeni söyleşi de (o videonun linki de burada!) yayınlanınca iki meseleyle de ilgili, daha kapsamlı birkaç söz etmek istedim.


Önce sinemada kadın konusuna kısmen –ki etraflıca konuşmaya kalksak yıllarca süren yazı dizisi çıkarırız!- değinelim. Söze sinema ile ilgilenen pek çok kişinin bildiği, bir o kadarının da henüz farkında olmadığı bir gerçekle başlayalım: Sinema, tarihsel süreç içerisinde erkek egemen, ataerkil kültürün yaşatıldığı, eril söylemlerin üretildiği, ideolojik bir mecra olarak şekillenmiştir. Özellikle ikinci dalga feminizmin yarattığı farkındalıkla sinemada kadının konumu incelenmeye başlanmış ve film metinlerindeki cinsiyet rolleriyle oluşturulan ideolojilerin açığa çıkması sağlanmıştır.



On yıllardır çok önemli çalışmalarla, çok sayıda araştırmacı bizlere, sinemasal anlatıda kadının erkek karşısında çok daha küçük oranlarla yer bulduğunu göstermiştir. Ayrıca bu çalışmalar bize kadınların filmlerde ya eril düşüncenin onayladığı biçimde “fedakâr-namuslu kadın/anne”; ya cinsel bir obje, seyir nesnesi; bazen “fettan, baştan çıkaran/ vamp kadın”; “korkak, şaşkın, hatalarıyla erkeğin başını belaya sokan kadın” gibi stereotiplerle yer bulduğunu göstermiştir. O halde kadınların sinemada çok daha az temsil edildiğini, pek çok filmin erkekler arası bir anlatı üzerinden yürüdüğünü, anlatıda yer bulan kadınların ise çoğu zaman özne olmaktan uzak biçimde konumlandırıldığını, kadın imgesinin sinemada bir takım stereotipler üzerinden eril düşüncenin yeniden üretimine hizmet etmek için kullanıldığını söyleyerek konuyu özetleyebiliriz. Öyleyse şimdilik meseleyi burada bırakıp iyi yönetmen meselesine geçelim.


Sidar Bey’in söyleşide özellikle değindiği ve iyi bir yönetmen olmanın ön şartı olarak nitelendirdiği “yetkin, dolu, donanımlı olmak…” şeklinde açabileceğimiz “zihin” meselesine gelelim. Sidar Bey der ki, iyi bir film yapmanın ön koşulu sanatın diğer alanlarıyla da ilgilenmiş, okuyan, araştıran, genel kültür sahibi bir birey olmak; özetle açık ve yaşama dair duyarlılıklar geliştirmiş, işleyen, çalışan, yoran bir zihne sahip olmaktır. Altına imza atılası bu saptamaya Yelda Hanım, senaryonun film bileşenleri içerisindeki asal değerini hatırlatarak katkıda bulunur ve aslında her şey bu noktada özetleniverir!


Ekipman çeşitliliği ve niteliğinin filme sağlayacağı katkıyı kabul etmek gerek elbette… Teknik yetenek meselesi de saygı duyulası ve değerli bir beceri... Ama iyi film yapmanın yolu öncelikle donanımlı bir bilincin eseri olan bir senaryoyla yola çıkmaktan geçiyor. Peki, bundan nasıl emin olabiliriz? İşte size varsayımsal bir örnek:

Yönetcan kanı kaynayan, sinemasever, kendince dâhice fikirleri olan, teknik açıdan yetenekli olduğunu düşünen genç bir yönetmen adayı… Dijital film yapımı ondan sorulur! Gerekirse hem görüntü yönetimi sürecini, hem post prodüksiyon kısmını tek başına yürütebilecek kadar kendine güveniyor. Epey film, dizi izlemiş; birkaç popüler video klip yönetmişliği de var… Yönetcan’ın elinde bir senaryo, yanında bir yapımcısı ve hadi diyelim ki varsayımsal olarak uzun film finansmanına yetecek kadar da parası var. Yönetcan şanslı çocuk, bakanlıktan da destek aldı filmine… Şimdi sıra geldi Eurimages başvurusuna… Yönetcan’ın senaryosu bu aşamada üç basit soruya tabi tutulacak:


Bu filmde ismi bilinen en az iki kadın var mı?

İsmi bilinen kadınlar birbirleri ile konuşuyor mu?

Eğer konuşuyorlarsa, erkekler dışında bir konu hakkında mı konuşuyorlar?


Yukarıdaki üç soru Bechdel Test olarak bilinen, Avrupa Konseyi Film Fonu Eurimages’in 2014 yılında değerlendirme kriterleri arasına aldığı bir teste ait sorular. (Detaylı bilgi için link metnin sonunda)



Yönetcan’ın toplumsal cinsiyet konusunda bir duyarlılığı, bu konuda biraz okumuşluğu ve farkındalığı olsaydı keşke… Çok zor değildi çünkü senaryoyu şu üç soruya “evet” yanıtı alacak şekilde revize edivermek…

İyi de, Yönetcan’ın filminde kadının konumu ne? Kadınlar anlatıya hangi özelliği ile hizmet ediyorlar? Bu filmde kadın bir özne olarak yer buluyor mu? Maalesef Yönetcan’ın filminde kadın bedeni ve kimliği üzerinden üretilen birkaç küfürcük! kullanılmış. Şanssızlık o ki, homofobik söylemler, ırkçı sıfatlar da var senaryoda… Hadi hepsini baştan bir bilene toparlatıverelim o zaman.


Yönetcan eli yüzü kısmen toparlanmış bu filmi çekerken kadın ve erkek karakterlerin olduğu planlarda kullandığı açıların bile bir anlam yaratacağının farkında mı? Yönetcan az daha okuyan, araştıran, topluma ve dünyada olup bitenlere karşı hassasiyetlere sahip biri olsaydı fena mı olurdu?


Oldukça basit ve yüzeysel bir örnek olduğunu düşündüğüm Yönetcan varsayımına yazıyı çok da uzatmamak için, bir nevi kıssadan hisse niyetine yer verdim. Yaklaşık dört yıldır sinema ile ilgili okuyan biri olarak, şunu dürüstçe söyleyebilirim ki, dört sene önce en sevdiğim yönetmenler ve filmler listesinin ilk sıralarında yer alan isimler, şimdi listeye bile giremezler! Bir yönetmen olarak haddim değil kesinlikle ama bir “akademik sinema çalışmaları okuru” olarak size tavsiyem bol bol okumanız. Mesela en sevdiğiniz yönetmenlerle ilgili yazılmış tezlere göz attınız mı hiç? Belki de o hayran olduğunuz kişi pek de masum sayılmayacak bir ideolojinin yeniden üretimine katkıda bulunmaktadır. Yök Tez Merkezi’nin açık erişim sistemi bence müthiş bir bilgi kaynağı. İzleyip de beğendiğiniz filmlerle ilgili yazılmış olan makaleleri de okumanız sizi temin ederim, film izleme zevkinizi arttıracak bir alışkanlığa dönüşecektir.



Yönetmen “ham” ise ne kadar iyi kotarılmaya çalışılırsa çalışılsın, filmin bir yerinden sızıverir bu olmamışlık! Eğreti hümanizm gösterileri, sahte toplumsal duyarlılıklar, yalandan feminist soslarla değil, gerçek dertleriyle film yapanlar, dünyada olup biteni kendine dert edinenler, bu derdi bir noktasından tutup anlatma isteği duyanlar iyi film yapmaya adaydırlar. Bu adaylığı bir adım öteye taşımak için de önce bol bol izlemek ve sonra da izlenilen metnin söylemine dair yazılıp çizilenleri okumak oldukça önemlidir. Sosyoloji, felsefe, tarih ve edebiyattan beslenen, vizyonu olan biri olmaya niyet etmek bile bugün yazacağınız sinopsisin, dünkünden iyi olacağının garantisidir bence… Okumakla arası olmayan bir memleketin evlatları olarak asıl sorunumuz; sosyoloji, edebiyat bir yana, sinema üzerine bile okumayışımızdır belki de…



Okumaya sinemada kadın temsili ile başlamak isteyenler ve yukarıda adı geçen Bechdel Test ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak isteyenler arkadaşım Devrim ile birlikte yazdığım, 2019 yılında yayınlanan makaleye şu linkten ulaşabilirler.



0 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği