• Seda Özaltan

Tunahan Kurt Röportajı


Tunahan Kurt: “Ben sürekli kendisini motive eden bir karaktere sahibim çünkü bir yönetmeni kendinden başka motive edecek çok az kişi vardır.”


KFYD bu kez, filmleri ile pek çok festival gezip ödüller alan, son filmi 'Tahtakurusu'nda, filmi bize tek plan sekans ile kapı arasından göstererek hikayesini anlatan başarılı yönetmen, polis memuru, aile babası Tunahan Kurt ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Keyifli okumalar dileriz.

KFYD için söyleşen: Olcay Seda Özaltan


Merhaba Tunahan, KFYD söyleşisine hoş geldin. Adanalısın. 1985 doğumlusun. Evlisin, bir oğlun var ve polissin. Tüm bu yoğun hayatın içinde bir de kısa film yönetmenliği yapıyorsun. Film okulu mezunu da değilsin. Nasıl başladı film yönetmenliği hikayen?


Bu, çocukluktan gelen hikaye kurma ile alakalı bir durum ilk olarak. Ortaokulda kompozisyon dersleri benim en keyif aldığım dersti. Bu durum lise bitimine kadar hikaye yazma olarak devam etti. Daha sonraki arayışlarım beni yönetmenliğe doğru yöneltti.



İlk filmin ‘Sükut’ (2016). Nuri Cihan Özdoğan ile birlikte çektiğiniz bir film. Ve ikinizin de ilk filmi. Nasıl buluştunuz, nasıl kararlaştırdınız birlikte bir şeyler yapmaya? ‘Sükut’un senaryosuna nasıl karar verdiniz? Süreçten biraz bahseder misin?



Evet, bu film öncesine kadar bizi, kendi kendine film yapmaya çalışan hayalperest iki kişi olarak tanımlayabilirim. İkimizin de birçok başarısız film yapma deneyimimiz vardı. Adana’da polis memuru olarak görev yaparken bir ara bizim bölgemiz içinde bulunan ormanlık bir alanda kontrollerde bulunuyorduk. Bu kontrol esnasında şişko bir kişinin kanlar içinde ilerden koştuğunu gördük. Olaya müdahale etmek için ekip arkadaşımla ile beraber üstü başı kan olan kişinin yanına hızla gittik. Biz bir kavga ve yaralanma olayı beklerken ağaçların arkasına yerleştirdiği kameradan oyun almaya çalışan Nuri Cihan yanımıza geldi ve bu çalışmanın bir kısa film çalışması olduğunu söyledi. Bu Nuri Cihan ile ilk tanışmamız oldu. Birbirimizin telefonlarını alarak görüşmeye başladık.


Tam bu zamanlarda Adana Portakal Çiçeği isimli bir festival kısa film yarışması düzenledi. Cihan ile bu yarışmaya birlikte girmeye karar verdik. Elimizde yetersiz özelliklere sahip bir kamera olduğu için bu filmi farklı bir tarzda yapmalıydık ve beraber senaryo arayışlarına girdik. Yaklaşık bir hafta sonra senaryomuzun ilk taslağı elimizdeydi. Kamera sabit kalacak ve tüm olay kameranın belirlediğimiz kadrajının önünden akacaktı. 'Sükut' filmi bu şekilde ortaya çıktı. Nuri Cihan ile tanışmak beni artık bu piyasa yalnız hissetmekten kurtardı. Bu yüzden onunla olan arkadaşlığımız, nefsi ve insanı duygulardan sıyrılmış bir şekilde devam etmekte. Onun projesinin başarası benim kendi projelerimin başarısından benim için daha değerlidir.



İkinci filmin ‘Babam Uçak’. Aynı yıl (2016) bir de ‘Müdür’ filmini çektin. Bir yıla iki filmi nasıl sıkıştırdın?


‘Sükut’ filminin başarısı bizi çok heyecanlandırmıştı. Kısa film konusunda koşmaya başlamıştık ve durmak istemiyorduk. ‘Sükut’ filminden biraz para kazanmıştık ve o para ile o zaman için iyi sayılabilecek bir kamera satın almıştık. Kamerayı denemek istiyorduk. Aklımızda olan bur çocuk hikayesini çekmeye karar verdik ve ikimizin de izinli olduğu günlerde parça parça çekimler ile ‘Babam Uçak’ filmini tamamladık ve bu sanırım 3 aya yakın bir zaman aldı. Ama ‘Müdür’ filmi için herhangi bir hazırlık söz konusu olmadı. Bizim köy yolumuz üstünde bulunan bir lokantamız vardı ve bu lokantanın hemen arkasında kullanıma kapanmış bir maden aktarım istasyonu bulunmakta idi. Bu istasyon beni çok etkiliyordu ve burada ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.


Bir gece uykularım kaçtı sağlam bir hayal dünyasının içine daldım. Birkaç not aldım ve kuzenlerime hazırlanmalarını ve bir günlük çekim yapacağımızı söyledim. Bu filmini bir festival ya da bir yarışma için yapmamış sadece kendimi mutlu etmek için çekmek istemiştim. Filme senaryosuz olarak çıktım ama ne alacağımı gayet iyi biliyordum. İzin problemleri yüzünden tek bir çekim günüm vardı ve biz, sabah saatlerinde başladığımız filmi gece saatlerinde bitirdik. O zamanlarda Zaten ‘Babam Uçak’ filmim festivallerde yarışmaya başlamıştı. ‘Müdür’ filmi bitince Cihan filmi çok beğendi ve filmi festivallere göndermemi istedi. Ben de gönderdim, birçok festivalde ‘Babam Uçak’ filmi ile beraber yarıştı. Bu benim için inanılmaz bir deneyim oldu. ‘Müdür’ filmi için sadece bir günümü harcamıştım ama 3 ay vakit ayırdığım ‘Babam Uçak’ filminden daha çok beğenilmişti.



‘Müdür’ filmi, Nuri Cihan Özdoğan ile yaptığımız röportajda kendisinin önerdiği kısa filmler arasındaydı. Bu filmi her ay en az bir defa izlediğini söylemişti. Filmin başında beyaz saçlı yaşlı bir adam (patron), valizini toplamış, ayrılmakta olan bir işçiye (Ahmet), “Buranın müdürü sensin buranın. Burdan bi tarafa getmeh yoh” diyerek kendisine müdürlük sıfatı verip oradan ayrılmasını engellemeye çalışıyor ve başarılı da oluyor.

Araziye yeniden yerleşip tıraşını olan Ahmet, kravatını da takıyor ve film boyunca bir daha çıkarmıyor. Telefonda annesine, yanından geçerken kendisine “yeni bekçi” olarak hitap eden birine de müdür olduğunu gururla söylüyor. Ancak müdürüm diye durduğu yerde kendisinden başka kimse yok. Yani müdür olması imkansız aslında :) Zaman zaman hırdavatları çalmak için gelen bir hırsızla olan karşılaşmaları da, onun aslında oranın müdürü değil de bekçisi olduğunu kendisine hatırlatıyor.

Böyle bir senaryoya nasıl karar verdin? Fikir sürecinden bahseder misin?


Evet, Nuri Cihan bu filmi çok seviyor. Hatta belki size ilerleyen zamanlar bu filmle ilgili bir sürpriz dahi yapabilir. Çünkü beni çok heyecanlandıran projeleri var. ‘Müdür’ filmi, mekan üstünde yazmaya karar verdiğim bir film. Ahmet karakterinin oluşturulma sürecinde ise kendimden örnek aldım. Mesele şu: ben izinli günlerimde babamın lokantasına yardım etmeye gidiyordum ve babam bana sürekli patron gibi davranıyordu. “ Oğlum bak burası senin, buraya sahip çık, burası sana kalacak.” falan diyordu ama ben sürekli bulaşık yıkıyor, tuvalet temizliyordum. Babam bana patron sıfatı yükleyerek beni, yaptığım işe motive ediyordu aslında.


Ahmet’in durumu da tam olarak buydu: maden bekçisine sen buraların müdürüsün demek. İnsanoğlu bu sıfatlardan hoşlanır: polis Tunahan da, savcı İsmail de, madendeki müdür Ahmet de…


Ahmet karakterini kafamda oluşturunca diğer karakterleri bulmak çok zor olmadı aslında. Filmin başında “ burdan bi tarfa getmeh yoh” diyen karakter babamı temsil ediyor. Filmde hurdaları çalmaya çalışan kişi ise bana iş yerinde kim olduğumu hatırlatan müşteriler. Filmdeki tüm oyuncular da köyümüzde yaşayan akrabalarım. Sabah köy kahvesinde hadi film çekeceğiz dedik hepsi geldi oynadı.



2017’de ‘Kar Kirazı’ filmini çektin. Zorlu koşullar altında çektiğin bir film. Biraz da ‘Kar Kirazı’nı dinleyelim.



Bu film benim en büyük pişmanlıklarımı yaşadığım aynı zamanda bana yönetmenliği ne demek olduğunu yaşayarak öğreten bir film. Senaryosuna çok güvendiğin bu filmi tek başıma çekmeye çalışmak, bana film işlerinin bir ekip işi olduğunu altını üstünü çizerek öğretti. Filmin atmosferi gereği şubat ayında Toros dağlarına çıktık. Toplam yedi kişilik oyuncu ve teknik ekip ile filme başladık ama tüm aksilikler üstümüze geliyordu. Filmde önemli bir yeri olan kar kızağı, mekana vardığımızda hazırlanmıştı ama kızak o kadar büyük ve ağırdı ki bunu bir atın tek başına çekmesi imkansızdı. Can Beslen ile birlikte gece köylerde kızak benzeri bir şeyler aradık ve en son düven tabir edilen kızak benzeri bir alet bulduk ve bunu filmde kızak olarak kullanmaya karar verdik. Sabahları hava çok soğuk olduğu için uzun çekimler almak imkansızdı, Kameramız aşırı soğuktan bir süre sonra kendi kendini kapatmaya başlıyordu, ayrıca gündüz de çekim alamıyorduk çünkü güneş karların üstünden müthiş bir parıltı ortaya çıkarıyor ve bizim bu parıltıyı kesecek bir filtremiz bulunmuyordu. Film için günde sadece 3 saatlik bir çekim hakkımız vardı.



Tüm filmi hiçbir aksilik yaşamadan bu saat aralığına sığdırmaya çalışmak ve de görüntü yönetmenliği yapmak… Filmde kumayı oynayan Emine Erdem aynı zamanda filmin sanatından da sorumlu idi. Düşünün bir oyuncu hem oyunculuk hem de filmin sanatını yapmaya çalışıyor. Bu film sinemaya gönül vermiş insanların soğuk, sıcak, gece, gündüz demeden 5 gün süren ve film bitiminde tüm ekibi yatağa düşüren bir çalışmanın sonucunda ortaya çıktı. Bu filmden sonra bir daha asla görüntü yönetmensiz ve ses operatörüz çekime çıkmamam gerektiğini fazlası ile öğrendim. Çünkü her iç - dış sahne için kamera ayarlarını yaptıktan sonra boom tutacak olan kuzenime ses ayarlarını yapmak zorundaydım.


Film bittikten sonra tüm kekelerim ile birlikte kurguya girdim ve filmi bitirdim. Çok iyi bir senaryo benim bencilliğim ve kendime aşırı güvenim yüzünden eksik olarak çekilmişti filmi artık kurguda bağlamak zorundaydım. Öyle de yaptım. Hem bir filimin nasıl yapılacağını hem de nasıl yapılamayacağını tam olarak artık öğrenmiştim. Kar kirazı her şeye rağmen başarılı bir festival süreci geçirdi ve bana yapımcı ile anlaşma şansını sonuna kadar açtı.


2018’de çektiğin ‘Tahta Kurusu’, Adana dışında çektiğin ilk filmin. Bu filmi İstanbul’da bir stüdyoda çektin, çünkü film için bir pratik mekan bulamadın. Film, kameranın konumlanması ve pan hareketlerine göre kadraj alan plan sekansı ile deneysel denebilecek çekimlere sahip aslında. Kameranın kapı görevi görmesi ve hikayeyi kapının hareketleriyle anlatmak nereden aklına geldi?



‘Kar Kirazı’ festival sürecine devam ederken, içimde yine bir şeyler ürütme isteği baş göstermeye başladı. Bir hikaye arayışı içinde sürekli sinopsisler yazıyordum. Sonra hikayeden ziyade tekniğe yönelik bir şeyler yapmam gerektiğini hissetmeye başladım. ‘Kar Kirazı’ hikayesi güçlü ama tekniği zayıf bir filmdi. Yeni filmimde teknik güçlü olmalıydı. Bu arayış ile filmi plan sekans olarak çekmeye karar verdim. Elimde buna uygun bir hikaye yoktu ve plan sekans bir filmi nasıl bir mekanda çekeceğime karar vermemiştim. Dağda bayırda, caddede, sokakta geçen plan sekans hikayeler yazmaya çalıştığım bir döneme girdim. Odamda her gece pencereyi açıyor ve odayı havalandırıyordum. Odamın kapısının kilidi bozuktu ve pencereden gelen hava akımı ile kapı hareke etmeye başlıyor ve sesler çıkarıyordu. Bu beni çok rahatsız etmese de ev arkadaşım birkaç kez kapıyı yağlamam gerektiği konusunda beni uyardı ama ben onu dinlemedim.


Bir akşam tekrar odama geldim, hikaye ve teknik arayışım devam ederken, pencereyi açtım ve kapı hareket etti. Ama kapıda ses yoktu. Kapı gıcırdamadı. Kapı yağlanmıştı. Kapının yanına gittim, kapıyı birkaç kez oynattım ve bir anda yüzümde salak bir gülümseme oluştu. Nasıl bir plan sekans çekeceğimi bulmuştum. Tüm filmi bir kapının gözünden görecektim. Artık bu tekniğin üstüne bir senaryo yazmam lazımdı ve bunu da Deniz Terzioğlu ile birlikte başardık.



Film birçok festivalde gezdi, pek çok ödül aldı. En son Seattle Turkish Film Festivali’nde birincilik ödülü aldı. Kadraj Yapım ve VisualFocus ile buluşma sürecini, Erkan Can’ı projeye nasıl dahil ettiğini anlatır mısın? Filmin bütçesinden ve bu bütçeyi nasıl finanse ettiğinden de bahseder misin?


Visual Focus film ile ilk olarak mail üstünden iletişime geçip onlara derdimi anlattım. Sağ olsunlar beni dinlediler ve bir çalışma surecinin içine girmiş bulunduk. Visual Focus Film aynı zamanda Kadraj Yapım ile beraber işler yapan bir firma. Bu süreçte Kadraj Yapımın sahibi Hasan Köroğlu’nun da bu projeden haberi oldu ve o da biz kısa filmcilere destek olmak için işin içine girdi. İstanbul’da bir buluşma yapıldı ve Hasan Köroğlu ile tanıştık. Kendisi çok profesyonel ve sinemaya gerçekten hizmet ekmek isteyen birisi. Hasan abi ile de aramızda bir abi kardeş ilişkisi başladı. Filmle ilgili ellerinden ne gelenin en iyisini yapacaklarından bir şüphem yoktu artık.


Ben bu filmde Erkan Can ile çalışmak istediğimi söyledim. Hemen bir görüşme ayarlandı. Erkan Can (herkes ona baba diye hitap eder) ile ilk buluşmada ona ne yapmak istediğimden bahsettim. Erkan baba ne yapmak isteğimi anladı. Bana bu filmi kaç günde çekmeyi planladığımı sordu ve ben de ondan iki gün istedim. Bana birkaç tavsiyede bulundu ve bu filmin zor bir film olduğunu, en az dört gün ihtiyacımız olduğunu söyleyerek dört - beş aylık bir zaman istedi. Buradaki amacı sinema ve dizi yoğunluğundan biraz sıyrılarak filme daha enerjik çıkma isteğiydi. Biz de Erkan baba ile çalışabilmek için filmi onun uygun olduğu tarihe ertelemeye karar verdik.


Filmin bütçesi işini Kadraj Yapım halletti. Beni bu işlere hiç dahil etmeyen Hasan abi sadece filme odaklanmamı istiyordu. Bu, bir kısa filmci için inanılmaz bir durumdu. Filmin yaklaşık maliyeti 50.000 TL oldu.



Erkan Can gibi üstatlar ile oyuncu yönetimi deneyimi de dinlemek isteriz. Kısa film yönetmenlerine bu konuda verebileceğin tavsiyeler nelerdir?


Dört gün boyunca film sokağı stüdyolarında film için gerekli hazırlıkları yapıldı. Erkan baba işini çok ciddiye alan bir sanatçı. Bir yönetmen olarak platoya herkesten önce gelmeye, gerekli hazırlıklara ve yapılması planlanan işleri erkenden kontrol etmeye gayret gösteriyordum. Ama Erkan baba her gün benden önce platoya gelmiş oluyor ve gerekli okumalarını yapıyordu. İşine bu kadar aşık kaç oyuncu ile daha çalışabilirim bilmiyorum. Tabii, bir kısa filmci olarak, Erkan Can gibi bir üstadı yönetmenin birtakım sorunlar doğurabileceğine dair bazı korkularım vardır. Sonuçta kendisini ispatlamış büyük bir sanatçıya hayatında ilk defa set görmüş bir kısa filmci yönetmenlik yapacaktı.


Kendimce, onun gerildiğini fark edersem, ya da verdiğim oyuna uymazsam ne yapabileceğime dair küçük planlarım vardı ama bunların hiçbirine gerek kalmadı. Çünkü Erkan baba sete çıkınca kendisini tamamen yönetmene teslim eden 15 yaşında bir oyuncu gibi. Yönetmenin direktiflerine uyan dünyanın en yetenekli ve en naif insanlarından birisi. Hatta filmin son çekim günü gece 23.00 civarı, tüm ekip ve oyuncular çok yorgundu ama ben hala istediğim planı alamamıştım. Kendime olan inancım da zayıflamıştı ve mutsuz bir şekilde çekimi bitirmeyi planlıyordum. Bu durumu fark eden Erkan baba yanıma geldi ve şöyle dedi: “Bak oğlum, sen istediğini alamadın ben farkındayım. Sen bitti demeden bitmez. Sen istediğini alana kadar gerekirse sabahın körüne kadar buradayım; ben gitmeden buradan kimse gidemez. Şimdi tekrar yüksel ve oyunu ver.” Bu sözler beni tekrar kendime getirdi ve öz güvenimi tekrar kazandım. Bu konuşmanın üstüne 3 take daha aldık ve seti kapattık.


Filmde izlediğiniz bölüm son take. Toplamda 30’a yakın take aldık. Bu, toplamda 450 dakikalık bir film yapar. Ben kendimi tavsiye verebilecek konumda gören birisi değilim ama kendime söylediğim tek bir şey var: Asla hayal kurmaktan vazgeçme.


‘Tahta Kurusu’nun ses tasarımı nasıl yapıldı ve filmlerinde kullandığın müzikleri kime yaptırıyorsun?


Filmin ses tasarımını Tamen Su Erdem yaptı. Kendisi ‘Deliler’ filminin de ses tasarımcıdır ve aynı zamanda bu konuda ödüller almış birisidir. Kendisi ile uzun uzun telefon konuşmaları gerçekleştirdik. Bunlarla ilgili bir ses senaryosu çıkardım ve bu senaryo üstüne filmin ses tasarımını tamamladık. Filmin jenerik müziğini Mehmet Ali Ceylan kardeşim hazırladı. Kendisi ile birkaç görüşmemiz oldu ve ona “Aç filmi izle, ne hissediyorsan ona üret. Ben senden gelen her şeye razıyım” dedim. O da, şu anda Spotify’da dinleyebileceğiniz jenerik müziğini üretti. Çok da güzel oldu. Müslüm Gürses’in seslendirdiği parçayı ve Mezdeke havasını satın aldık. Filmde duyulan diğer bir ses olan radyo spikeri konuşmasını da Sefa Zengin seslendirdi.



Çekim senaryosu, storyboard gibi hazırlıklar yapıyor musun çekim öncesi süreçte? Görüntü yönetmeni ile birlikte mi karar veriyorsunuz çekim açılarına ve kamera hareketlerine yoksa senin kafanda zaten hazır olan görüntüler üzerinden mi yol alıyorsunuz?


Storyboard’u ilk kez ‘Kar Kirazı’ filminde kullanmıştım ve bundan sonraki filmlerinde kesinlikle bu şekilde devam etmeye karar vermiştim ama ‘Tahta Kurusu’ için bir storyboard hazırlamadım. Bunun nedeni, plan sekans filmde benim teknik bir çizelgeye ihtiyaç duymamdı. Büyük bir resim defterine filmin zamanlarını, kapı hareketlerini ve karakterlerin yerlerini gösteren ayrıntılı bir çizelge hazırladım ve filmi bu çizelgeye göre takip ettim. Çekim açıları ve kamera hareketlerinin hepsine daha öncesinden karar veriyor ve görüntü yönetmeni ile bunlar üstüne konuşuyorum. Bu konuda asla hazırlık bir çekime girmem. Hatta bu konuda biraz bencil olabilirim. Yani hayal ettiğim bir plandan beni bir görüntü yönetmenin koparması ya da önerdiği başka bir çekim açısına doğru yöneltmesi çok zor.



Kısa film yapımında tüm süreci göz önünde bulundurduğunda, nelere dikkat etmek, nelerden kaçınmak gerekir? Yeni yönetmenlere neler tavsiye edersin?


Bu konuda kendim için benimsediğim durumlardan bahsetmek isterim. Bunu bir tavsiye olarak alabilir arkadaşlar. İlk önce sabırlı olmayı ve en doğru zamanı beklemeyi bilmem gerektiğini öğrendim. Filmin evrak üstündeki hazırlıklarını eksiksiz bitirmek ve filme her şeyi ile hâkim olmak önemli. Kendime tavsiyelerim, her filme bir öncekinden daha çok çalışmam gerektiği ve iyi bir ekip kurmanın şart olduğu.


Bir film izlerken ya da kitap okurken veya dışarıda gözlem yaparken notlar alır mısın? Senaryo, yapım ve yapım sonrası süreç ile alakalı olarak hayatında seni yönetmen olarak besleyen şeyler nelerdir?



Bu, benim en çok yaptığım şey aslında. Hikayelerimin çıkış noktası için beslendiğim kaynak ne olursa olsun mutlaka not alırım. Bunlar bana yeni karakter ve hikayeler verir. Ben sinemaya gönül vermiş ve bu iş üstüne sürekli kafan yoran birisiyim. Benim motivasyon kaynağım 5 yıl önce kendime söylediğim, “iyi çalışırsan 5-6 yıl içinde uzun metraj bir sinema filmi yapabilirsin” cümlesi. Yaptığım tüm işlerde bu motivasyonum var. “Tunahan şu an ilk uzun metrajın için deneyimlemen gereken bir kısa filmin var ve buna çok iyi hazırlanmalısın” diyordum kendime. Şimdi ise; “Tunahan 5 yıl sabrettin ve istediğin kısaları çektin şimdi daha verimli çalışmalı ve ilk uzun metraj filmini yapmalısın.” Son viraja geldin, asla pes etme.”

Ben sürekli kendisini motive eden bir karaktere sahibim çünkü bir yönetmeni kendinden başka motive edecek çok az kişi vardır. Lider sizsiniz.


Bir uzun metraj yolculuğundasın şu anda. Hangi aşamadasınız, nasıl gidiyor hazırlıklar?


Şu an filmin senaryosunu 3. draftı atıldı ve çekim gününe kadar üstünde çalışılmaya devam edilecek. 2020 Ağustos ayı olarak bir çekim takvimi belirledik ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz. Şu an oyuncu görüşmeleri ve teknik ekibi kurma çalışmalarımız devam ediyor. Bizimle bu projede olmak isteyen arkadaşlarımız bana ulaşabilirse ayrıca çok sevinirim.


Türkiye’deki kısa film festivalleri ile ilgili neler söyleyebilirsin? Gidip gördüğün, deneyimlediğin festivallerde en çok şikayet edilen şeyler neler oldu? Bu aksaklıklar gideriliyor mu sence?


Türkiye festivallerde uzun ve kısa ayrımı olayı bizi en çok üzen olay sanırım. Bu sorunun bir an önce düzeltilmesi gerektiği inancındayım. Bazı film yarışmalarının siyasileşmesi biraz can sıkıcı olabiliyor. Bunun dışında son zamanlarda kısa film yönetmenlerine karşı ilginin ve değerin KFYD çalışmaları ile yükseldiği de açık bir gerçek.



KFYD ile ne zaman ve nasıl tanıştın? Ne zamandır dernek üyesisin?


KFYD ile Nuri Cihan Özdoğan’ın tavsiyesi ile tanıştım. Bir süre derneği sosyal medya hesaplarından takip ettim ve ‘Tahtakurusu’ filminin yapım sürecinde dernek başkanı olan Sidar Serdar Karakaş’a mesaj atarak son filmimi dernek üyesi olarak yapmak istediğimden bahsettim. Kendisinin yönlendirmeleri ile gerekli olan prosedürü yerine getirerek derneğe üye oldum.

Kendisine, bize olan ilgi ve alakasından dolayı sizin aracılığınız ile teşekkürlerimi sunmak isterim.


Hayatında yer etmiş iki yerli iki de yabancı film tavsiyesi alabilir miyiz?


Abbas Kiyarüstemi ‘Kirazın Tadı’, Giusepple Tornatore ‘Cennet Sineması’

Zeki Demirkubuz ‘Kader’, Ömer Lutfi Akad ‘Vesikalı Yarim’


Okuyucularımız sana nasıl ulaşabilirler?

Sosyal medyada @tnhnkurt (instagram) olarak arandığımda çıkıyorum. Ayrıca tunahankurt0@gmail.com düzenli olarak kontrol ettiğim iletişim adresim.


Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Eklemek istediğin bir şey var mı?


Son zamanlarda gerçekleştirdiğim en güzel ve keyifli röportajlardan birisi oldu. Size ve ekibinize teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

0 görüntüleme

© 2017 Kısa Film Yönetmenleri Derneği